5 Aralık 2018 Çarşamba

HAYATIN İÇİNDEN



Derin bir ah çekmek isterim. Biraz olsun yürek ferahlatır. Bir türkü mırıldanırım yolumdan kıyın kıyın giderim. Gördüklerimi ve gözlemlediklerimi biraz tecrübemle harmanlayarak anlatmak isterim. Soluduğumuz havanın, yürüdüğümüz yolun, baktığımız denizin, duyduğumuz kuş seslerinin, hissettiğimiz güneşin sıcaklığı herkes için bir mana ifade ediyordur, hatta her biri ayrı ayrı mana da ifade edebilir. Her güne bir başka uyanmak ve yaşamak için manalar bulmak lezzetlidir. Bize yakışan elbette ki en temel manaya sımsıkı sarılarak gelir geçerlere çokta kendimizi kaptırmadan aynı çizgi ve doğrultuda sapmadan yürüyebilmektir.            Yeri gelecek asıl olan mananın önüne geçenler olacak ve bizi terletecektir ama yol belli yolcu bellidir. Bir saniye, bir dakika, bir saat, bir gün, bir hafta, bir ay, bir yıl. Her şeyin layığı ile yaşanması, beklenenin gelmesi çok önemlidir. Bedeli de çoğunlukla zamandır. Beklenen deyince istemsizce kafalarda canlanan bir karakter var, İsmail Abi. Yüzlerde tebessüm oluşsun biraz. İsmail Abi’nin görünüşünden ziyade karakteri hatta karakterinden de ziyade karakterlerinin içinden sıyrılıp parıl parıl parlayan sadakati vardır. Ne gemiler beklemiştir bıkmadan usanmadan. Hayatın bunca koşuşturmasında tez canlı olan her şeye inat, tahammülsüzlüklere inat beklemiştir. Gerçek üstü bir şey olduğu tartışılır ama onun kadar olamasak da en azından bir çabanın içerisinde kendimizi bulabiliriz. Sadakat bizdendir, insanoğlunda vücut bulunca daha bir anlamlı olur. Sadakat, tahammülsüzlüğü bitirir, tez canlılığı kırar hatta ve hatta sabrı pekiştirir. Günümüz de istediğimiz ama bir türlü gerçekleştiremediğimiz şeydir. Nedeni ise ne kadar doğruda olsa olmayacağına daha çok meyil ettiğimiz şeylerdir. Galiba beklentileri de bu noktada bitiren, birazını karşılamasına neden olan nokta da burası olmalı. Aslında çoğu şeyin önünde engel biziz, niyet etiklerimizin, söz verdiklerimizin arkasında sabır ve sadakat ile durabilseydik eğer çoğu beklentimiz bir karşılık bulacaktı. Maalesef günden güne parçalanan sadakat duvarımız hayata bakış açımızın bile değişmesine neden oldu. Hem madden hem de manen büyük kayıpların pençesindeyiz. Bu giden kayıpların içini aklınıza gelebilecek her şey ile doldurabiliriz. Bu elbette mümkün ama biz güzelliklere sarılalım.
Sadakat, hayatın içindendir, hayata yön verendir, bazen bir duruş, çoğu zaman ise bir davranıştır. En önemlisi de kayıtsız şartsız ona ve elçisine teslimiyettir. Yol demiştim, yolcu demiştim işte bu yüzden bellidir. Çağın tozlu bulutlarına inat, onca kargaşa ve karmaşaya inat, bozgunculara inat nefsimize inat etmektir. Bazı şeyler küllerinden alevlenir, bazıları köklerinden filizlenir ama sadakat kaybedilmiş veya yine yeniden olması beklenen bir şey değildir. Sadakat hala içimizde var olan azda olsa yanan bir ateş gibidir. Sadece ateşin harlanması gerekir. Bir mağlup psikolojisine bürünmenin, bu artık olmaz deyip pes etmenin, elimden gelen bu deyip vazgeçmek de hayatın içindendir. Lakin her hayatın içinde olanın da bizi etkisi altına alması da kabul edilebilir bir durum değildir. Fani olanlara kapılmak, mağlup edilme yolunda istikrarlı şekilde yolmak sadakat olarak anlaşılmasın sakın. Bilinsin ki her ne şart altında olursa olsun doğrudan sapmamak, Kalu Bela’da verdiğimiz sözlerin arkasında durmak sadakattir. Meyil ettiklerimizi gözden geçirelim, yolun sahibi elbette yolculara sahip çıkacaktır. Yeter ki sadakat ateşimiz alevlensin…

MÜSLÜMAN GENCİN SOSYAL MEDYASI


Sosyal medya, dünyada git gide popülerleşen ve sürekli yeni akımları ile güncelliğini yitirmeyen bir mecra haline geldi.  Bunun en büyük sebebi kolay ulaşılabiliyor olması nedeni ile cep telefonlarına kadar indirgenmesi ve cep telefonu kullanımının sıklaşması ve herkes tarafından benimsenmesidir. Her geçen gün ahlaksızlık dozajının arttırıldığı ve olanlar karşısında yapılanları normalleştirildiği, hatta ciddi eğiliminin olduğu, bize de empoze edilmesi adına adım adım ilerlendiği görülmektedir. Böyle kaygan bir zeminde ayakta kalabilmek, bu mecraların nasıl kullanılacağına dair örnek olmak, biz Müslüman gençlere düşmektedir.
Sosyal medya elbette kullanım olarak hepimizin kullanma hakkı olduğu bir alandır. Lakin kullanırken ilk dikkat etmemiz gereken şey ise zamandır. Kesinlikle çoğu vaktimizi bu alanda geçirmemeliyiz. Bu konuya bir hadis ile örnek verecek olursak Resulullah ; Beş şeyden evvel beş şeyin kıymetini bil; İhtiyarlık gelmeden önce gençliğin, hasta olmadan önce sıhhatin, fakirlik gelmeden önce zenginliğin, meşguliyetten önce boş vaktin ve ölmeden önce hayatın (Buhârî ve Müslim) buyurmuştur. Bu hadiste de ilk olarak zaman vurgusunun yapılması bu noktada önemlidir. Zaman en kıymetli varlığımızdır. Telafisi olmayan tek şeydir bu yüzden kıymeti bilinmelidir. Zamandan sonra dikkat etmemiz gereken şey ise sosyal medyadaki haramlardan sakınmaktır. Bilinmektedir ki, zina denilen büyük günah artık daha kolay bir şekilde sosyal medyada  sergilenmektedir. Ve yine gün geçtikçe bu günah daha da kolay bir hal almaktadır. Sosyal medya hesaplarımızda istemediğimiz şekilde çeşitli sebepler neticesinde hiç beklemediğimiz anlarda karşımıza çıkmaktadır. Zina sadece cinsi münasebet neticesinde değil, bizi bu günaha sürükleyen her azamız ile yapacağımız bir günah halindedir. Yüce Allah (cc) kuranda; Ey Resulüm, müminlere söyle, harama bakmasınlar ve avret yerlerini haramdan korusunlar! Müslüman kadınlar da zinetlerini göstermesinler, başörtülerini yakalarına kadar örtsünler!" (Nur 31). Bu ayette ilk vurgusu yapılan duyu organımız olan gözümüz aslında sosyal medyaya olan bir atıf gibidir. Bu nedenle hayatımızın her alanında dikkat edeceklerimiz sosyal medya hesaplarımızı ve kullanımımızı da kapsamaktadır. Bu yüzden sosyal medyada bu kadar kolaylaşan ve çok sık karşımıza çıkma olasılığı olan bu duruma karşı dikkatli olmalı gözlerimizi harama bakmaktan sakındırmalıyız. Bir diğer husus ise ailevi, kişisel olan mahremlerimizi sosyal medyada paylaşmamamız ile ilgilidir. Bilmeliyiz ki mahremimiz kimsenin alakadar olmayacağı her ne olursa olsun bilmemesi gerektiği şeylerdir. Sevgili peygamberimiz; Utanmadıktan sonra dilediğini yap!’ (Buhârî, Edeb, 78; Ebu Dâvûd, Edeb, 6) buyurmuştur. Bu hadis ile hayanın ve utanma duygusunun önemi ortaya çıkmaktadır. Utanma duygusu olmadıktan sonra mahrem noktadaki ölçüler ortadan kalkacağı aşikardır. Sosyal medyanın da bir gerçek hayat paralelinde bir dünya kabul edersek mahremiyet noktasında bu ölçüleri hiçe sayacak paylaşımlar yapmakta yine çeşitli noktalarda günah kapısını ardına kadar aralayacaktır. Bunun için bu tarz ahlaki noktada uygun olmayan davranışların burada da yapılmaması gereklidir. Karşımıza çıkan haram şeyler gibi, bizimde buna sebebiyet verecek mahremlerimizi kim olursa olsun açığa çıkarmamız, insanların önüne sermememiz gerekir. Yine Müslüman bir gencin sosyal medyada paylaştığı paylaşımların kötü bir şeye vesile olmaması, üslup olarak da kırıcı ve ayrıştırıcı olmaması gerekir. Yüce Allah (cc); Kullarıma söyle, en güzel sözü söylesinler! ” (İsrâ, 17/53) buyurmuştur. Her ne olursa olsun sosyal medyada bile en güzel sözlerle, fitneye mahal vermelidir.  Bu gibi mecralarda fitne kaynağının çok ve hızlı şekilde yayılması nedeni ile buna vesile olmak ağır vebaldir. Yine herhangi bir paylaşımda fitneye mahal vermemek adına sağlam kaynağa dayanmayan bilgilerle hareket etmemek en doğru hareket olacaktır. Üslup noktasında kırıcı ve kötü sözlerden kaçınmak en doğru olan hareket olacaktır.




Çeşitli yönleri ile sosyal medyada tıpkı gerçek hayattaki gibi birçok olay ve olguyu içinde barındırmaktadır. Bize düşen ise bu mecrada da bize yakışan Müslümanca duruşumuzu sergileyip örnek bir insan olabilmektir. Zamanımızı güzel kullanmayı, günahlara vesile olmamayı bu mecrada da kendimize şiar edinmeliyiz. Böylelikle tam manası ile bir Müslüman gencin örnek bir sosyal medya kullanımına vesile olur hayr ile anılırız. Her alanda iyilikleri yaymak ve kötülükleri def etmek bizim en önemli vazifemizdir. Vazifemizi bilip gereğini yapmak ise boynumuzun borcudur, bu borç sosyal medyamızı da kapsamaktadır. Her yerde örnek olalım, hayırda yarışalım.

8 Ekim 2018 Pazartesi

AŞIRILIĞI TERK ET KENDİNİ SEV

İ
Günler çabuk geçiyor. Ve günler çabuk geçtikçe her şey git gide farklılaşıyor, değişiyor ve gelişiyor. Olumlu veya olumsuz hayatımızda bu zamana kadar o kadar çok anlar yaşadık ve gözlemledik ki geriye doğru baktıkça nerelerden gelmişiz be kardeşim diyemeden edemiyoruz. Tabi bu söylem bizim nesil için geçerli olsa da bu zamanın içine doğan kardeşlerimizde  yine geçmişle günümüzü kıyasladıklarında bize hak verir cinsten bu ve bunun gibi tepkileri verebiliyorlar. Hayat kısa, kısa olmasından dolayı olsa gerek çok hızlı ve her anında yeni bir olgu, terim, buluş ve olaylarla karşılaşmak mümkün. Şaşırmamak elde değil ama milyarlarca insanın yaşadığını düşününce sanki biraz makul bir hale gelebiliyor. Gecesi herkese gece, gündüzü herkese gündüz aslında, ama yine de her insan farklı bir alem. Durum ve hal böyle iken teknolojinin de alıp başını gitmesi de aslında yadırganamayacak bir durum lakin ya bunu da mı yaptılar diyebiliyoruz.
Teknoloji çağındayız arkadaşım. Bir tıkla her şey oluyor sakin. Ne teknoloji çağıymış değil mi? Yavrum bırak o telefonu kör olacaksın gibi şeylerde var onu da eklemeden geçemeyeceğim. Bu ve bunun gibi söyleyemediğimiz ve söylenen şeyler… Aslında teknoloji herkes tarafından karşılık bulan, işleri daha kolaylaştırır hale getiren, fayda sağlayan ama yan etkileri de olan bir ilaç gibi. Çeşitli yönlerinden ziyade çağımızı anlamak adına vesile olduğu tahribatları ele almak daha makul ve yararlı olacak kanaatindeyim. Sağlık açısından ne raddelere geldiği hep konuşulur ve bilinir. Herkesin iyi veya kötü bu konuda bilgisi olduğundan dolayı buraya girmeyeceğim. Bunun yerine biraz daha toplumsal ve birey üzerinden hareket edeceğim. Öncelikle, bireyi toplumdan soyutlamasından başlayacağım. Nasıl yani diyeceksiniz, yeni bir dünya gibi düşünün derim. Hani hakikatte asosyal ama sanalda sosyal olmak var ya işte tam karşılığı budur. Bu durum ile alakalı kıymetli büyüklerimizden çeşitli güzellemeler, değerli  görüşlerde var. Çoğumuz bunlara kulak asmıyoruz maalesef. Gerçek hayatta asosyalliği sanalda sosyal olmaya tercih ediyoruz. Kıymetli okuyucu bana darılma ama bende geleneksel ve modernlik arasında git gel yaşayan birisiyim. Sizde bunun gibi git geller yaşayacaksınız veya yaşadınız. Bilenler bilir ama ben bilmeyenler için tekrar edeyim, bir yaş aralığı var, işte o yaşı aralığını herkes için kestirmem mümkün değil ama siz onu hissedeceksiniz o raddeye gelindiğinizde anlayacaksınız. Belki pişman olacak, belki sevineceksiniz geçmişe bakıp. Lakin bir gerçek var ki yürek burkan cinsten, bu da teknoloji denen illetin sokak oyunlarımızı ve kurduğumuz hayal güçlerimizi maalesef satın almasıdır. Ahhh nerde o diye başlayan cümlelerin içinde işte bu yatar. Hayatımızda da çoğu şeyler ile bağdaştırabiliriz. Ama en önemlisi bizi biz yapan değerlerden alı koyması. Mesela insanların birbirine olan güvensizliği, tahammülsüzlüğü bundan ötürü gelir.
Her şeyi bunu içine sıkıştırmışlar da artık burası varmış, yeni dünya burada haydi sende gel, ne kadar cahilsin keşke ölsen ve daha niceleri... Bilmem daha gerçekçi şeylerden bahsetmeme gerek var mı? Hani iliklerimize kadar hissettiğimiz gerçek olan her şeyden. Dostluktan, yardım severlikten, saygı ve hürmetten ve nicelerinden. Hepsi bir bir yıkılıyor. Bunca aşırılığın içinde tükeniyor hepsi ve bizde tükeniyoruz. Bunca aşırılığın, israfın, kötülüklerin alıp başını gittiği günümüzde fitili ateşleyen nedenlerdendir teknoloji. Dikkat çekmek isterim aşırılık ve israf zaten en baştan beri vesile olduğu şeyde buydu. Boşa zaman kaybı da israftır. İsrafı tetikleyen aşırıcılıktır zaten. Olayın bam teli denilen noktası aslında tam olarak burası. Kapitalizmin etkisi ile sürekli içimize işlenen aşırıcılık olgusu insanlığı doyumsuz bir noktaya getirmiş durumda. Zaten fıtrat olarak da nefsimiz nedeni ile buna meyilliyiz.



Çözüm noktasına gelecek olursak aslında çok basit ama bazı ön kabulleri var. Yapabileceğimize kendimizi inandırmak bunun ilk adımı ve ardından hemen harekete geçebilmek kadar basit bir temeli var aslında. Ardından zaten iplik söküğü gibi gelecektir zaten. Teknolojiyi şuan ayaklar altına almış gibi gözüküyor olabilirim lakin tam aksine aslında yaptığım atıflar ile aşırıcılığa vurgu yapıp üstüne daha güzel düşebilmek için bu yolu seçtim. Yaşam sürdürdüğümüz şu dünyada var olan  soyut somut her şeyin bir nedeni var. Ve aşırıcılık her zaman kötülüğe ve kötü olana davetiye çıkaran ilk nedendir. Her şey hak ettiği kadarı ile güzeldir. Aşırıcılığı terk et, kendini sev. Sev ki dünyada ve hakikatte güzel olan her şey yine layığını bulsun. Hayat denen bu yolculuk da bundan ibaret  zaten.

16 Eylül 2018 Pazar

Küçük Tatlı Şeyler

Tatlı telaşelerin akışı bazen hayatlarımıza renk katabilir. İnsanların gönüllerinin çöle dönüştüğü, sıcakların beyinlerine beyinlerine işlediği şu zamanda bir damla su düşmemiş çorak toprakların kalıntıları ile yaşamlarını sürdürüyorlar. Neler geldi geçti. Bayramlar bayramları kovaladı. Yine bir bayram arifesinde hüzün, sevinç, keder ve nice karmaşık duygular ile yol alıyoruz. Kalplerin pasını, gözlerin yaşının eksik olmadığı bu köhne dünyanın içine hapsedilmişcesine yaşayanlar görüyorum. Bu kadar karamsarlıkla elbetteki her şey günlük güneşlik olmayacak. Veya tam tersi istikamette mutlu olmakla bu sorunlarda çözülmeyecek. Hani görmezden gelmek gibi bünyenin alışması gibi bişey bu. Hakikaten bi bedenimizden sıyrılıp kendimizi seyr edelim. Ben neymişim, aaa bu ben miyim ? Diyeceğiz. Böylesine hatalara endeksli hayatta bu tarz küçük tatlı telaşeler olmasa ne yapacağız Allah bilir. Hakikaten monotonluk iliklerimize, karamsarlık ise atomlarımıza ilmek ilmek işlenmiş. Şartlamışız kendimizi dikine gidiyoruz. Sonra patlatıyoruz bir isyan feryadı. Ben şunu bilirim, ne isek onunla karşılaşır, muhattap olur, onu yaşarız. Var mı bundan ötesi ? Bence yok. Sizde düşünün bana hak vereceksiniz. Bu yüzden sinirleniyorum. Meseleyi idrak edip sonunu bağlayamayan havuz medyası yazarlarına, sırf muhalefet olmak için muhalefet olan köşe yazarlarına, sağ sol farketmez yalan haber yapanlara kızıyorum. Nerden nereye geldim değil mi ? Aslında bunların hepsi birbiri ile bağlantılı. Bilinçaltı denen bir meselenin aklımıza vurması gerçeği ihtimaller arasına alınmalı kesinlikle. Bazen ya ben ne yapıyorum diyoruz ya, sık sık değil ama bazen, keşke sık sık diyebilsek. He işte o bilinçaltının eseridir. Biraz tevekkül etme vakti geldi. Havalar sıcak biliyorum. Bunca betonlaşan ülkemde tabi havalar sıcak olur ama isyan etmeyin, kendinizide kötünün iyisi buymuş diye kandırmayın, görmezden kesinlikle gelmeyin. Çözüm üretin, alternatifler oluşturun ve tevekkül edin. En önemliside buydu sanırım. Ve böyle olmalıydı. İnşallah böyle de olur.

9 Eylül 2018 Pazar

Heveslerimiz

İç ferahlatmak isteriz. İç dökmek isteriz. Nedir ? Ne değildir ? Bilmeksizin hayatın akışına kapılmış bir halde gidiyoruz, gitmekte isteriz. Bilmek isteriz. Her şeyi ama çaba ve gayret isteyince köşeye çekilmek isteriz. Kolaya kaçmak isteriz. Kendiliğinden olsun isteriz. İsteriz de isteriz. Ben de sizler gibi bunca isteklerin arasında kalmış durumdayım. Herkes ister bu dünya güzel bir yer olsun. O yüzden sever sevilir ya. Biraz absürt gelebilir belki veya biraz da basma kalıp bir Zeki Müren bestesi tadında hayat. Tadımlık, her zaman aranan istenen ama bolca olmayan. Onca istek ile başlayan hayatın güzel olması ne kadar olası olabilir bilinmez. O yüzden maalesef  bazı şeyler tadımlıktır. Ama herkesin de güzel bir dünya betimlemesi vardır. Ben oraya girmeyeceğim tabiki. Sizdekiler de sizde kalsın iyi muhafaza edin yarın lazım olabilir. Hayatın rengi, tadı, kokusu bizi isteklerimiz netincesinde nereye sürükleyecek ise sürüklesin içimizdeki sevgi kırıntısı olsa bile olmayacak şeylerin bile olacağına işarettir. Aza kanaat güfteleri ile sizi boğmayacağım veya böyle neticeye varılmaz bir yerde bırakanlar gibide bırakmayacağım. En iyisi olarak hayatta hep şunu tecrübe ettim doğru yapılması ne kadar zor olsada yapıldığı takdirde veya yapılmaya çalışıldığı takdirde bile güzel neticelere gebedir. Her isteğinde bir reel boyutu var değil mi ? Bizde çocuk değiliz artık. Vesselam.

20 Nisan 2018 Cuma

Mutlak Yaşananlar

Evet ara verdim. İç dökmeye, gündeme dair konuşmaya falan. Ama hiç kalp kırmadım. En çokta buna dikkat ettim. Nedense bugünlerde insanlar anlamlandıramadığım şekilde bu amaç için yarışır halde. Hatta işi dahada boyutlandırarak insanların başından aşağı bombalar yağdırır halde. Çivi civiyi sökermiş. Hakikaten çocuk masalı bunlar. Hurafe hatta. Gaye açıkça belli değil mi ? Onca yapılanlar ve günah çıkarma çabası ile yapılan açıklamalar. Hakikaten enteresan değil mi ? Yürek dayanmaz akıl almaz kabullenmez olanları. Niyet sadece daha fazla kan ve sömürü. Daha fazla kırılan kalp, daha fazla ve daha fazla. Kürsülere çıkan şahısların açıklamalarını dinliyoruz. Sanırsın yapılanları meşrulaştırmak için Jonylere dua ediyoruz evlerine dönsünler diye. Onlarda çoluk çocuk sahibi nede olsa. Bunun hiç bir şekilde meşru bir zemini olamaz. Ben insanım diyen bunu kabullenemez. Saçma sapan yasanan olaylar sizi kararlarınızdan saptırmasın. Ortada hainler var evet onları yönlendirenlerde var taksimatı iyi yapmak lazım. Herkese hakkını verebilmek lazım. Yoksa onca yetki bu ümmetin gazı almak için değil doğruları bilip haklı tepkilerle doğrunun yanında olmalarını sağlamalıdır. Evet biraz ara vermiş olabilirim kendi çapımda değerlendirmelere ama çizgimi kaybetmedim. Hiç bir zaman Amerika'ya stratejik müttefik olarak da görmedim. Veya İsrail'e dostumda demedim. Hep onlara karşı tavırlı ve aslında ne yapmak istediklerini bilir halde idim. Milli Görüş sağolsun. Çocukluğumdan bu zamana bir bakış açısı kazandırdı bana. Gösterilen hedefe değil ardındaki sebeblerede tepki göstermeyi öğretti. Bugün başımazdakilerin ne yaptığını kimse kestiremiyor. Veya abuk sabuk çıkarımlar ile haklılık denklemleri kuruyorlar. Onlara sadece şunu demek istiyorum. Sizin yerinize sizin ülkeniz için karar veren bir guruh olsaydı ve olmayan bir şey nedeni ile ülkenize askeri hamleler yapsa idi ne hissederdiniz? Arap Baharı bahane arkadaşlar. Halkların özgürlüğü vs. de yalan dolan çokta şey etmeyin yani. Ortada tepki gösterilecek kişiler barış çubuğu uzatıp arkasında silah gizleyen adamlardır. Yani kimse masum değil kimisi dili ile kimisi fiileri ile kimisi silah ile kimisi diplomatik baskılar ile beklenen ve gerçekleşen son mazlumların canlarını teslim edişi oldu hep. Kendimize gelelim bütün insanlık için yoksa yaşanabilecek bir dünyamız bile kalmayacak. Evet kalmayacak vakit daralıyor. Der ve hakikatlere sarılırım. Veleddalin amin.

13 Nisan 2018 Cuma

Bir Mücadelemiz Vardı

Neyin mücadelesini verdiğimizi ve ne şekilde vermemiz gerektiğini bilseydik, geceler güzel olabilirdi. Öyle güzel olurdu ki gece gökyüzü yıldızlarla çevrili olabilirdi mesela. Mesela sokak lambaları yolumuzu aydınlatmasa bile güven ve huzur içinde yürüyebilirdik sokaklarda. Bir kış günü bile dahi olsa içimiz sıcacık olur etrafa güzellikler saçardık. Bir yaz günü ferahlatan rüzgar olurduk belki. Belki bir ilkbaharda çicek kokuları saçardık kim bilir ? Kim bilir ? Bir sonbaharda kol kola yürürdük mevsime inat kardeşçe, birlikte yanlızlığa savaş açmışcasına. Her yaptığımız iş bereketli olurdu verdiğimiz mücadeleyi bilseydik. Dik durabilseydik. Ne olursa olsun doğrulardan şaşmasaydık. Küfüre en büyük darbeyi biz vururduk. Dize gelen her kötülükte daha bir aşk ile savunurduk mücadelemizi. Var mı bundan ötesi ? Elbette ki yok. Ama mücadelemizi bilseydik oysaki. Nedir bu mücadele ? Neyin mücadelesi ? Belkide kaybedeceğiz diye çatırdıyan seslere inat yürümemiz gereken mücadele. Eğer böyle yapmasalı bol tavizli cümlelere inat bir mücadele. Doğruya en yakın olan yanlışı değil en doğrusunu seçen mücadele. Birlik mücadelesi, beraberlik mücadelesi, kardeşlik mücadelsi adını siz koyun. Onca koyulan ada rağmen aynı kapıya çıkması ile keşisin yollar. Ama dedik ya bilseydik mücadelemizi. Bilmeden olmaz. Biliyormuş gibi davranarak hiç olmaz. Olmayacak yollar ile güzel sonuçlar için dua edilmez, beklemekte olmaz. Usül, kaide her kapıyı açar bazen zorlayarak sınar, bazen sanki yanlış bir yoldaymışsın hissiyatı verir ama bilinmelidirki sabırda bir mücadeledir. Ve mücadelelerin en şereflisidir. Bilmek lazım, öğrenmek lazım. Unuttuysak hatırlamak lazım. Bir kalbimiz vardı onu hatırlayalım. Kalbimizin içinde ümmet için kocaman bir yer vardı işte onuda hatırlayalım. Nefsimizin kurbanı olmayalım.