19 Aralık 2017 Salı

Kasvetten Aydınlığa

Bugünlerin kahrolan,isyankar tarzında bir havası var. Aslında havasında mı yoksa suyundan mı bilinmez ama belkide ikisindendir. Bir gaflet bulutudur çökmüş çöreklenmiş omuzlarımıza omuzlarımıza. Garbın afakını sarmışlar, iman dolu göğüsler hiç bir zorluğu göğüsleyemez olmuş. Hakikaten de medeniyet tek dişi kalmış bir canavar oysaki. Ardından peşi sıra gidilen her şeyin uzaktan alımlı olması yaklaşınca bütün detayları ile ortaya çıkması ile ümitler yitiriliyor. Garip oysa özenmek ve kabullenmek bize en uzak olan iki kavramdı bir zamanlar. Şahsiyet ve halsiyet zedelenmelerinin sonucu ile derin uykulardayız hatta ölüm uykusu...


Bir soğuk rüzgar esiyor, bırakın dondurmayı keskin mi keskin kesip atarcasına. Kalpler taş olmuş, soğuk rüzgarlar ile dahada soğumuş. Küle üflemeyi geciktirenler, bundan geri durup sırt çevirenler, göre göre duya duya susanların vebali kat kat artıyor. Günah çıkarma seanslarına gerek yok ne yapılması gerekiyor ise o yapılmalı bu silsile domino taşı gibi gittiği sürece varacağı yer bellidir. Bir kaybediş bir kaybediş ve bir kaybediş daha...


Ağızlarsa Sezai Karakoç mısraları alınmasın bu kaybedişleri yaşayanların zafer müjdeleri vermesi manasız çünkü. Hatta şuan zafer kazanmış gibiler. Rüya rüya rüya. Uyan uyan uyan. Sisi dağıt, sirkelen, omuzlarındaki yük farkına varırsan ağır. Zaman az, hayat kısa. Kuşlarda uçmuyor bu arada. Güzel olana doğru dönelim ve emekliyelim. Güzel olacak her şey adına mücadeleye bismillah...

8 Aralık 2017 Cuma

Küresel İntifada Mübarek Olsun

Herkes sus pus. Derin bir nefes alınmış hiç verilmeyecekmiş gibi bir daha. Atı alan Üsküdar'ı geçmiş hatta geçmiş Bor'un pazarı Niğdeye sürmek lazım kendimizi. Hal bu ahval bu. Birilerinin çıkıp çok sevdiği birileri için İslam alemini hiçe sayarak, müminlerin haremi olan Kudüse el uzatmaları tam olarak böyle açıklanabilir. Mevsimlerden sonbahar her daldan düşen sanki kurumuş yapraklar değilde bizleriz. Dünün reelpolitik açıklamaları çok çabuk unutulmuş gibi ülke çıkarı ülke menfaati diye diye haktan uzaklaşan bir toplumun duyar olarak sorun yaşamasıda pek beklenmedik bir olay değildir nitekim.  Yutkunup söyleceklerimizi siyeneye çekmeye gerek yok. Her şey yerinde ve zamanında söylenmeli o yüzden. Çekineceğimiz sadece ve sadece Cenab-ı Allah olmalı. Amerika veyahut İsrail değil. Verecek sadece bir canımız var son olarak oda Allah için. Bu kadar dünyalık bu kadar batıl eksenli hareket etmenin nasıl sonuçlar doğurdunu hep birlikte görüyoruz. Bir bildiği yok o yüzden bunca islami teşkilatın son olarak kurulan İslam İşbirliği Teşkilatı'nın ve D8'in başkanlık koltuğuna oturmanın vebali sadece patlıyan bombalar ilan edilen manifestolar ile gündeme gelmesi politik malzeme olması bu amaçlar uğruna heba edilmesi kabul edilebilir değil ve acı bir durumdur. Mahremimiz ve İslam beldesi olan Kudüs öksüzdür, yetimdir. Niyetlerimizi ve halimizi tazeleyelim. Kudüs İslamındır. İslama ait olan bütün insanlığa aittir. Kudüs yeni bir dünyanın temel yapı taşıdır. Küresel intifada mübarek olsun...

1 Aralık 2017 Cuma

Gönül Penceresi

İnsanın yanlız kalmaya doğru itildiği bir çağda yaşıyoruz. Öyleki iletişim hususunda ve sosyallik hususunda bunca imkanlar varken. Nedense garip bir şekilde birbirimizden uzaklaşıyor kaçmak için bahaneler üretiyoruz. Çekirdek aile mantığını çok mu abarttık acaba ? Hakikaten biz bizeyiz, biz bize yeteriz olayı ağır bir yanlızlaştırma bağ koparma operasyonudur. Tatillerden çıkamaz olduk, bir sıla-ı rahim artık çok ağır bir işmiş gibi geliyor bize. İşi dahada mikro seviyeye indirecek olursak 10 katlı binalarda komşularımızdan bir haber yaşıyoruz artık. Dünya global büyüyor evet gelişiyor, nüfus artıyor ama bizi biz yapan insani değerler ise malesef toprak altına her geçen gün bir yenisini daha ekliyoruz. Böyle kapılarımızı pencerelerimizi kapata kapata insanlara gönüllerimizide kapatmış dertler kederler içimizde patlaya patlaya bizi duygusuz fertler haline getirmiş durumda. Bir çayın demine birde samimiyetine hasretiz belki birde un kurabiyesi ne dersiniz ? İşte böylesine enterasan böylesine ilginç bir çağın yaşayanlarıyız. Daha ne kadar soyutlayabiliriz ki fıtratımız olan kolaya kaçma meselesini abartıyoruz. Şöyleki çıkmaz bir sokakta şıkışmışız da duvarla iç içe geçmişiz gibi, büzülebillme kapasitemizi bile bitirdik ne bekliyoruz daha. Bunun ötesi olmaz bunun ötesi sadece ölümdür. Açın kapıları pencereleri bir daralma geldi hoş bir seda rüzgarı sarsın içimizi, hoş bir muhabbet havası sarsın bedenimizi. Dertler kederler boşalı versin, mutluluklar paylaştıkça artsın, çoğalsın. Güzel şeylere ihtiyacımız var heleki bu zamanda. O zaman demeliyiz ki kardeşi için yaşayanlar kazanacak. Gönül pencersinden ansızın bakıp geçenler değil, o pencereden güzel havayı doya doya teneffüs edenler yeniden güzel bir dünyayı inşa edicek. Gelin tanış olalım, gönül pencerelerimizi açalım.

23 Kasım 2017 Perşembe

Bize Hep Bahar, Bize Her Zaman Yaz


Bize hep bahardır, bize her zaman yaz. Açan çicekleri konuşalım. Gülen insanların hayalini kuralım. Bize yeni bir dünyanın potresini çizmek düşse buna benzer düşüncelerimi çizerek yansıtmak isterdim. Çünkü güzel olan her şey insanlar arasındaki bağı kuvvetlendirir. Dünün bize dedelerimizden emanet olan dünyasını idame ettirmeye çalışırken yarına emanet olarak teslim edeceğimizi unutmamamız gerekir. Baharlar sonbahar, yazlar kış olmasın. Kalbi kırık, güvensizliğin hat safhada olduğu bir dünyada yaşamak ölümü beklemek gibi bir şeydir. Bencillik ve çıkarcılık böyle bir ortamın zehirli ürünlerirdir. İnsanlarımız bununla zehirlendiği andan itibaren hepimizin içini bir soğuk hava dalgası saracak ve kalplerimiz soğuyacaktır. Bir İsmail abi repliği ile devam edeyim bu bardağı yarısı boş diyen birine ne diyordu İsmail abi ne kadar da negatif adamsın o bardağın yarısı dolu diyordu. Yani ümitli olmanın önemi burda ortaya çıkıyor. Ümitli olan kimse çıkar ve menfaat gözetmez, bencil olmaz, kalbi sıcaktır, Allah için sever. Hani demiştik ya başta bize olduğu gibi ona hep bahar, her zaman yazdır. İşte öyle bir durum. Meselenin özü ümitsiz olmamak yoksa yaşam mücadelesinin de bir anlamı kalmıyor. Bu duygudan uzaklaştıran her ne varsa biz uzaklaşarak kaçalım ordan hızlıca. Sığınacak limanımız ümitvari bir dostumuz olsun.Bu tür insanlar azalıyor olsada hiç olmasından iyidir. Yoksa dünya nasıl bir yer olurdu ? Düşünelim ve bahar ile yazı hep beraber getirelim.

18 Kasım 2017 Cumartesi

Buyrun Beraber Olsun


Eğer bir sakınca yok ise biz gençliği imar etmek istiyoruz. Bugün her esen hafif bir rüzgarda savrulan bu gençliği himayemiz altına almak istiyoruz. Suni gündemlerden uzak tutup, ayrışma ve çeşitli etnik unsurlarla farklılaşmaması adına Halil İbrahim soframıza buyur ediyoruz. Dünyalık ne varsa geride bırakıldığı, niyetlerin halis, yüzlerde tebessüm eksik olmayan, paylaşmayı ve menfaatsizlikten uzak bir sofraya buyur ediyoruz. Herkesi bir birine denk olduğu üstünlüğün sadece ihlas ile olduğu bir dünya idealini konuşuyoruz bu sofrada. Herkesi ortak payda da nasıl buluştururuzun derdinin olduğu, itidalli olmayı kendine şiar edinerek, farklılıklarla değil benzerliklerle bir olabilmenin meselesi konuşuluyor bu sofrada. Bu sofrada sadece gerçekler ve gerçekler konuşuluyor. O yüzden televizyonun fişini çekip yüreğinin sesini dinleyenlerin aynı çorbaya kaşık salladığı bir sofra burası. Kayıp giden nesle ya böyle insanlarda var mı ?  Dedirticek bu topluluk tekraren izniniz olursa bir gençliği yeniden imar etmek istiyor. Güvensizlik ortamında güven tazelemek istiyor. Algıları doğru tarafa yönlendirmek istiyor. Bunu işitip tabi olmak ve oldurtmak bizim kalbi meselelerimize kalmış bir durum. Ama böyle teslimiyetede can feda. İzniniz olursa sofrada yeriniz, çorbada tuzunuz, çayda deminiz olsun, güzel bir dünya için bir adımınız olsun. Buyrun beraber olsun...

9 Kasım 2017 Perşembe

Emanet Bizdedir

Günümüzde sınır ihlali ve yasaların işleyişinin pek sağlıklı olmadığını görmek pekde zor olmasa gerek. Bunu sanki haklı bir gerekçeymiş gibi gösterip, ortadaki yıkımı durdurmak gibi yapay bir amaçla bugün girilen her toprak parçasında sorunlar bitmesinden ziyade dahada körüklenmiştir. Silah tacirlerinin daha zengin, yer altı ve yer üstü kaynaklarını alenen sömüren dünyanın süper güçleri olarak adlandırılan kan emicilerin daha karlı çıktığı bir zemin oluşturulmuştur. Nato, Bm gibi kuruluşların 3 maymunu oynadığı ve tiyatral oyunları insanları kalplerini kurutmuş ve gözlerini kör etmiştir. Bu gibi kuruluşların sadece yapacakları ve yaptıkları menfaat kapılarını aralamaktan öteye gidememiştir. Zulüm coğrafyalarındaki insanların durumları daha içler acısı hal almıştır. Hal öyleki sığınan mülteciler politik konu olmuş sanki bir kozmuş gibi söylenir ve bununla birlikte bir tehdit aracı olmuştur. Böyle çirkin bir ortamı dahada rezil bir hal almasını sağlayan bu mesele kabul edilebilir olamaz. Her platformda muhassır medeniyet olarak dünyaya dikta edilen batı medeniyeti insanlık tarihi boyunca hep sınıfta kalmış ve kalmayada devam edecektir. Ve bu durum batıyı daha canileştirici bir hal almasını sağlıyacaktır. Asıl olan zulümün kalkması ve ensar olabilmektir. Dünyanın güzel bir yer olması hepimizin yararına. Düşünelim, anlayalım ve harekete geçelim. Emanete hıyanet en büyük mesuliyettir. Malum olan can,mekan, zaman bizdedir, emanet bizdedir...

2 Kasım 2017 Perşembe

Yeni Bir Ses : İslam Deklarasyonu

Her kabullenişin ardında bir tehakküm vardır. Meselenin idrakine dahi varamamış kavimler bir yok oluşun pençesine esir düşmüşken cehaletin tehakkümü altındadır. Yine çıkarları doğrultusunda bir kabullenişin içinde olan topluluklar menfaatin tehakkümü altında yaşamlarını sürdürmekte gün geçtikçe acı çeke çeke parçalarını yitirmektedir. Bunca olanların ardındaki kan emici şer ittifakları hiç bir şekilde islami ve insani açıdan bir değer teşkil etmeyen bir deklarasyon safsatası ile müslüman aleminin başına musallat olmuş durumda. Buna çanak tutanlar, destek olanlar, göz yumanlar bir gün ibre kendileri gösterdiğinde enselerinde batılın soğuk nefesini hissedecekler. Hal böyle iken şer odakları ve onların taşeronları ile Filistin'de bir fiil ve diğer ümmet coğrafyalarında işin perde arkasında tam sürat ifsat ve zulüm faaliyetlerini sürdürmekte. Stratejik ortak olmak ile onurize edilen bu yapı ve yandaşlarına pastada pay bırakmak bir yana dursun pastayı bütün olarak teslim etmiş bulunmaktayız. Durumun izahati tek kelime ile vahim olan bu tiyatroda kötüler ne kadar kazançlı görünsede öte dünyanın, ölümün bir defa geleceğinin farkında olan şuurlu toplulukların pastayı adil bir şekilde dağatacağı Allah'ın vaadidir. Bir o kadar uzak bir o kadarda yakın bir o kadar dar bir o kadar geniş olan bu vakit diliminde nice zorluklara gögüs gerenlerin kazanacağı apaçık ortadadır. Batıl bir deklarasyonun mamülü olan her şeyin yıkılacağına inanıyoruz. Asıl olan İslam deklarasyonudur. Bütün insanlığın saadetine vesile olma adına kulakların pasını atmaya yetecektir. Boş lakırtılara kapılıp gayemizi ve hedefimizi saptırmaya gerek yok. Tek çare İslam deklarasyonudur...

26 Ekim 2017 Perşembe

Karamsarlık Çukuru

Karamsarlık bu çağın en büyük sorunlarından biri olsa gerek. Yoksa ben mi çok umutvariyim bilmiyorum ama bence öyle. Öyleki yapacağımız her işin önüne bir duvar niteliğine sahip bir yapı gibi. Bakıyorumda işin en kolayı kaçma vakalarının ardında belli bir karamsarlıklar mevcut. Düşünebiliyor musunuz insan kendine bile güvenemeyebiliyor. Sanki hayat kolumuzdan bizi hep garantici olmaya sürüklüyormuş gibi. Resulullahın 2 günden fazla plan yapmamamız hususunda rivayetleri varken biz  senelerimizi bağlar halde sanki hiç ölmeyecekmiş gibi  garanti kapsamında bir takım maceraların içinde buluyoruz kendimizi çoğu zaman. Karamsarlık insanları garanticiliğe ittiği aşikar, ancak bazı temel mefumlardanda ümidi kestirdiğide görülüyor insanlar üzerinde. Müslümanları birliği yani İslam Birliğine bir ütopya hayal olarak bakılması hemde bunu müslüman bir şahsiyetin ağızından duymak hem onur açısından aşağılayıcı hemde üzücü bir durum. Yine karamsarlığın insanları özgüven açısından zor duruma soktuğu görülüyor. Bana düşmez, ya yapan biri olur, yapsam ne olacakki, ne değişecek ki ve buna benzer örnekleri içimizde yaşıyoruz hergün. Özgüven eksikliğini yine hayatımızın ve cevremizdeki insaların hayatlarını iyi yöndede değiştirememe gibi  sele kapıp götürmesini bir çok örnekle örneklendirebiliriz. Yine içe kapanma gibi bu vakalar insanı daha kötü yerlere sürükliyebilir, yılma, yarı yolda bırakma, kolay olanı tercih gibi kötü olan her şeye sebebiyet verebilir. Sosyal mesaj verme amacında değilim ama müslüman kendinden emin ve güvenilir olan kimsedir, karamsarlık fitnesinin karşısında. Dünyanın gizli sahipleri olduğunu idda eden kimselerin, maddi açıdan apacık bir şekilde ama görünmeyen,manevi açıdan da görünmesi,farkedilmesi geç algılanan parentez içinde kandırıldık vakaları yani maneviyata kasıtlı müdahaleleri bir zincir halkası gibi her yeri çepe çevre sarmış,bir domino taşı misali birbirini tetikleyen tek çıkış yolu hak olanı yapıp kurtulmak olan bu çıkmaz sokağın eşkiyalarıları bu zatlar. Temel olarakta maddi ve manevi fitneleride insanlığın üzerine her şekilde salmış vaziyetteler yüzyıllardır. Hal böyle iken tüm bunlara inat gülmek, çabalamak, gayret etmek iyilik bizden istenen ilahi bir emir. İmtihan imtihan ve son olarak yine imtihan. Akıbet ve niyet hep hayr olsun. Yaptığımız yapacağımız rabbimizin rızasını kazanmak olsun...

19 Ekim 2017 Perşembe

Yaşamak Ve Çabalar

Bu güne erişebilmenin çabalarını geçen günlerde harcamıştık. Hiç olmadık yerde beklemedik şekilde belkide istemediğimiz farkına dahi varamadığımız onca yaşanan iyi veya kötü olayların tam ortasındayız. Herkes kendi hayatının başrolünde layığı ile güzel bir hayat sürdürme çabasında çünkü mutlak yaradanın rızası emeklerimizin zayi olamaması adına bu temel kural herkes için önemli. Yaşamak, en temel hakkımız ve bu temel hakla bize yüklenen ilk ve en önemli sorumluluk. Böylesine temel bir hakkın böylesine önemli sorumlulukları ne olabilir ki diye sorgulamak da bizi bu dünyadaki varoluş gayemizin cevabımızı bulmamıza yardımcı olacaktır. Cevaplarımız değişken olsa da hiç bir zaman bir daha mı gelicez dünya ya olmasın veya dünyalık işlerle örülen duvarlarla tüm meşgalemiz dünyevi olmasın. Burda da imtihan meselesi karşımıza çıkıyor. Bunca çabaların yol ayrımlarının, doğru veya yanlış tercihleri ile yaşamanı ve güzel yaşayabilme adına karşımıza çıkabilecekler. Yaşamak, her şeyin başladığı o kutlu yolun başlangıç noktası. Yola besmele ile çıkanların besmele ile bitirme adına vermiş olduğu o kutlu mücadele. Hani derler ya afilli bir sözdür " Amacımız bu dünyadan onurumuzla geçmektir" diye tam manası ile her şeyi özetliyen bir cümle. Bunca zulmün, yanlışların olduğu kötülüklerinin kol gezdiği dünyada gerek müslüman şahsiyetimiz adına, insan olmamız adına güzel yaşamak ve yaşatmak için çabalarımızın bu istikamet üzerine yol alarak ilerlemeli. Bu istikamette bu bizi dünyevi olmaya çekecek çeşitli değişken sebeblerin ellerin himayesine girmemeye istikamet üzere olmaya bunca çabalar içerisinde bu çabayada yer açmamız gerek. Bunca çabanın,imtihanın olduğu dünyanın yaşanabilir kardeşlik ve huzurun hüküm sürmesi dileği ve umudu ile bizimle değişir bu dünya...

12 Ekim 2017 Perşembe

ÖYLESİNE

Mekanların daralan kısımlarının, içsel bunalımların, kah yanlızlıkların vücut bulmuş haliyiz. Soğuk odaların, nemli duvarların, kibritteki ilk kıvılcım tanesiyiz. Oturup kurulduk mu masaya çay bana da çay bana. Sıra gecelerinin eşsiz ağıtları gibi yüreğimiz. Atmaktan yorulmuş kalbimiz, geçen ömrümüz. Bir dostla konuştum çok bir zaman olmadı. Gönlü gibi kendide naif. Bir arayayamamışız birbirimizi ulaşamamamışız uzun zamandır. Bir abim ile karşılaştım cami çıkışı hiç görüşememişiz uzun bir vakit. İçimizde öyle bir birikmiş ki her şey dolup taşmış ama hiç boşalmamış. Rahatlamak için herhangi bir çabamızda yok açıkcası. Biriken biriktiği ile kalıyor. Gelen geldiği gibi,gelecek olan gelecek olan gibi. Olanda hayır vardır cümlesi dökülüyor dillerden. Belkide büyüdükçe imtihanımızda o denli büyüyor. Bu yüzden bu büyük dağ yığınları yokken birikerek bizlere ağırlık oluyor. Bunca cefa imtihana yürek mi dayanır dedirtiyor. Ama en büyük dost Cenab-ı Allahtır. İçe atılanları bile bilen alemlerin Rabbi günde en az 5 sefer huzurunda seni bekliyor. Derdimizi açmaya bir secde kadar yakınız. İçimizin rutubetli olması nitelikli olmamızın önüne engel teşkil edecek temel husus bu. Çare Allah'a konuyu açmaktan başka bir şey değil. Dünya da 5'ten büyüktür. Bize lazım olan,güzel huy ve tevekküldür. Her kapının kilidini açan bu anahtarlar bunlardır. İşimiz insan,derdimiz insan. Temelde bu işe beşer sisteminin sorunları olarak bakmak daha doğru olur. İçe kapanmakla kaybetmektense güzel dostluklar gelip bizi bulacaktır. İçimizdekileri çiceklere anlatmak en güzeli. Zafer vaad edildiğine göre bahanede kalmadı, artık bize düşen gereğini yapmaktır. Böyle gelmiş böyle gitmeyecek...

5 Ekim 2017 Perşembe

Yutkunma Meselesi

Yutkunmak kabullenmektir. İşte yutkunupta içimizi attığımız onca şeyler... Söyleyemediğimiz, söylemek istemediğimiz, söylemeye cesaret dahi edemediğimiz onca şey. İçimizde birikir birikir bir dağ olu verir, patlar volkan mı olur ? Yoksa bizimle birlikte mezara mı girer ? Bilinmez ama zalim dünya düzeninin savunucuları bizleri yutkundurmaya devam ettirdiği sürece hiçbir şeyin değişmeyeceği aşikar. Yarının umutlarını söndürüp doğruların üstünü kapatan bu zihniyet, yanlışa sevk ettirerek bir akıl tutulması furyasını gezegenimiz üzerine bardakdan boşalırcasına yağdırırken hiçbir şeyin farkında olmadan hayranlıkla seyireden insanlık ve sel ile sökülüp alınan vicdanların hesabı sorulur elbet.

Yutkunmanın onurlu bir davranış olduğunu bir orta yol bulma metodu olduğunu savunanların haksızlık karşısında baş eğmesi ile olan her şeyi meşrulaştırdı. Dik durup söyleyeceklerini söyleyenler yuhalandı, susturuldu,ciddiye alınmadı. Göçüp gidince bu diyarlardan hayırla yad edilebildi. Söylenilecek sözler içimizde hazmedilmesin. Yutkunmak kabul etmektir. Yutkunmak,boyun eğmek. Yutkunmak, susmaktır. Yutkunmak, zulüm. Bunca yanlış olan şeye ortak olmaktansa konuşmak en onurlusudur ve tek kurtuluş yoludur. Sözler yutkunulmak için değil söylenilmek için vardır. Ve öyle bir sözler vardır ki onlar yutkunulmaz ve hazmedilemez. Söylecek çok şeyimiz var. Sevmenin kelamları dökülmeli dillerden, kötülüğü bağrından vurmalı o kelamlar aydınlanmalı güzellikler. Söylecek çok şeyimiz var. İlk sözümüz, ilk adımımız, ilk bakışımız, ilk göz yaşımız, ilk gülüşümüz, karanlık zulmünden adalet nuruna...

28 Eylül 2017 Perşembe

Biz Kalbi Kırık Olanlarında Kardeşiyiz

Gecenin gündüzü, gündüzün geceyi kovaladığı, dönen bir kürenin içinde yaşıyoruz. Dünyamız, evet hepimizin dünyası. Her birimiz birbirimize emanetiz. İnsanlar birbirlerinin aynalarıdır bu yüzden. Bunca ırk bunca çeşitlilik sadece birer imtihan vesilesi. Bu vesileleri abartıp yalnızlaştırma, ötekileştirme çabalarına girmek ayrıştırmanın baş faktörlerinden biridir. Bunca güzel şeyler varken ısırarla hep bir açık arama çabası içerisindeysek doğru sandığımız ama yanlışlarla donatılmış bir çabadır bu. Bizi buna iten çeşitli etnik faaliyetler ve onun bilgi ve donanım kaynaklarının seri üretimidir. Hala birbirinin kuyusunu kazan İslam ülkelerinin Haktan yana olmayışının temel nedeni de budur. İnsanımızın zihinlerinde yer edinen bu temel güvensizlik duygusu ve birazda milliyetçilik tutkusu İslam birliği idealini zedelercesine bunun karşısındaki batıl odaklarınında ekmeğine yağ sürüyor bu yüzden. Gündeme geçicek olursak malum Irak meselelerinin alevlenmesi ile Türk Kürt meselesi yine ısıtılıp önümüze konuldu. Bu tür çıkmazların baş sorumlusu İsrail yine oyunun hep kazanan tarafı ve idealleri doğrultusunda ilerlemenin derdinde. Bunca olanlara rağmen bunu göremiyen İslam alemi derin bir gafletin pençesinde. Sabit bir ve kararlı bir dış politika olmadığı müddetçe bu gaflet sürecek gibi ve gafletin getirdikleri ile  değişen İslam algısı hem bu dinin tebası hemde farklı dinlere mesup kişilerin tutumları da aynı şekilde farklılaşmakta. Bu ve bunun gibi daha pek çok etnik sorun koz olarak ellerinde zamanlarını beklemekte. Onlar davranmadan bizim davranmamızın, Hakkın ipine sımsıkı sarılamanın ve algıları yıkmanın, kardeş olmanın zamanı geldi. Biz geldik demeliyiz artık. Ve kırılan bütün kalplerin hesabını soracağız

ayırt etmeksizin. Ve kardeş olmakla başlıyoruz şimdi...

21 Eylül 2017 Perşembe

Hayat Hikayemiz

Hayat hayat diye başlıyorum iç çekmeye.O kadar garip olası ki herkesin farklı farklı anlatacak hikayesi var.Bunca olanların içinde hangi birine yanalım değil mi ? Kimisinin derdi yüzüne kiminin derdi saçlarına ilişmiş kiminin eline kimin ayaklarına.Buruşmaya başlıyan yüzler, nasır tutan el ve ayaklar, ağıran saçlar. Hepsi aşılan dertlerin kalıntıları.Hayat işte. Her derdinde bir hikayesi var elbette.Tecrübeli ağızlardan dökülürken pür dikkat kesilip dinliyoruz.Zamanın birinde çok uzak olmasa gerek halimiz ahvalimiz o ağızdan tane tane dökülmüş, bunun adı kehanet değil bunun adı tecrübedir.Her yerinde yer edinmiş kalıntılara sahip o güzel adam son nefesinde dahi insanlığa bir şeyler kazandırma adına nefesini tüketmişti.Hikaye demiştik değil mi ? Bütün engellere rağmen hakkı haykırması aslında bir destan. Gayretin meyvesi hep tatlı olmuştur ki o bütün kalplerde yer edinebildi.Onun hikayelerinden biriydi D8. Bugün bir manşet ile irkildim inanır mısınız ? Ve bu hikaye geldi aklıma.Kabe imamının Amerika ile yapılan iş birliği karşısında Allah'a hamd etmesi. İnanılır olmaktan çok uzak olan bu hadise aslında İslam aleminin hikayesi.Herkesin bir hikayesi vardır diyorduk irili ufaklı, acı, tatlı. Hikayelerimiz aslında ahvalimizin aynaları.Ve biz ahvalimizden korkuyor hikayemiz ile yüzleşmeye yani aynalara bakıp ahvalimizi görmekten korkuyoruz.Korktukça bu hikayelerin sonu artık hiç iyi bitmiyor. Hikayelerimiz hep yürekleri yakıyor. Artık yüzleşme vakti geldi. Belkide şu kısacık dünya hayatına bunca olanlara rağmen güzel bir hikaye sığdırma fırsatımız olabilir.Vakit kaybetme gibi bir lüksümüz yok. Güzel hikayelere ver verme zamanı artık.Kalemimiz keskinse başlıyabiliriz.Yeni bir sayfa taze bir besmele.Yarın değil hemen şimdi. Yeni bir hikaye ile değişiyoruz. Birimizin hikayesi değişir ise herkesin hikayesi değişir.Ve dünya değişir. Elbetteki bizimle değişir bu dünya. Beyaz bir sayfa ardından bitmeyen mutlu gerçekler.Vaad edilene doğru ne uzak ne de yakın belli olmaz belki yarın belki yarından da yakın.Bizi bulacak hikayenin ya başında ya da sonundayız.Bir şeylerin farkındaysak ne mutlu. Hayat Hikayeniz mutlu olsun, kaleminiz keskin, yüzünüzde tebessüm daim olsun.

14 Eylül 2017 Perşembe

Zamanı Geldi

Yarınları ne getireceğine dair en ufak kanaat bile getiremiyoruz. Hayatın bu puslu yanı insanları ürpertiyor olsa da zaman öyle de geçiyor böylede. İnanın kimisi adını altın harfler ile yazdırırken kimisi ne kadar iste de sessiz sedasız toprağın altında ebediyete uğurlanıyor. Hayatı temel olarak menfaat üstüne inşa etmek bir dönme dolap gibi her amaç ve gayeyi bu yöne saptırmak zamanın gerekliliği oldu insanların gözünde. Hayatın puslu olması ibreyi menfaat üzerine koymak zaten. Her şeyi meşru yapan yegane bahanemiz oldu menfaat. Bu kadar çıkara dayalı işlerin döndüğü bu medeniyet beşiği topraklarda insanlık adına bir kurtuluş beklemek ise bir nevi çaresizliktir. Yani bundan kasıt bu hali ile beklemenin yanlış olduğudur. 16 yıllık bir oluşumun liderinin sitemini duyduk duydunuz önce yanlız kaldığını ardırdan "Dava Adamı" olmayışının haykırdı. İslam beldelerinin en büyük sıkıntısının ve fitnenin mefaat üzerine inşaa edilen ilişkiler olduğunu çıplak gözle tespit etmek hiçte zor değil. İnsan olabilmek için sadece insani yardımlar yetmez vicdanın yükünü hafifletmek için sadece bu yetmez bu çağda. Bir şeyin bedelini ölçmek için o şeyle ne kadar dert edinildiği ve ne kadar benimsendiği, sahip çıkıldığı önemlidir. İnanın kestirebilmek zor evet,çok puslu evet ama bunu bu haline bu şekline gelmesinde bizim payımız çok büyük. Artık güzel işler mefaat için değil doğru ve faydalı olduğu için yapılmalı. Bundan sonrası dipsiz bir kuyu ötesi yok. Ve sıkıştık kaldık,bundan sonra doğru kapıları açmanın faydalı olanın peşinden koşmanın herkesin istediği hayalini kurduğu bir dünyada yaşamak için çalışmanın zamanı geldi...

7 Eylül 2017 Perşembe

Hangimiz Sevmedik ?

Kaç kere sevdik, sanki peşi sıra dağlar. Kaç kere öldük ki ölüm vuslat ? Gideceğin yerlerin görebileceğin her yerin gündüzü gecesi var. Sen bir bilene sorsana bilmediğini deli dumrul gibi gezinme ortalarda. Yüreğim ağrır diye kala kaldında bir kara sevdadan dem vurursun. Buranın insanları pek bir garipleşti garipleştikçede ötekileşti. Gel gelelim meseleye tutarım kolundan da ,daha çok var ona gencim ben diye savuşturur. Ama muhabbet meclisinde muhabbeti tutuşturur. Ah ah entel ağabey, ağabeylerimiz.


Akışı bozmak istemem ama halk ozanı değilim ne yazık ki. Karşılacağım bunca insanın farkındalık bakımından çok iyi ama icraat olarak sınıfta kalan insan profilini acizane betimlemeye çalıştım. Bugün bir çok değerimiz icraat olarak raf ömürlerini doldurdukları için sembolik olma tehlikesi ile karşı karşıya. Yani anlarsanız ya dünki mücahitlerin mütahit oluşu falan. Devir değiştikçe anarsizmin bunun sağı solu olmaz her türlüsü yakıp yıkar o bile kabuklarını değiştirerek edebi bir kimliğe büründü yani bir nevi aşık atışması gibi artık. Bu anarşizim için sevinci bir durum olsa da geçmişin haklı icraatleri ile gönüllerde taht kuran hakikatin peşinden koşanların bu denli olması üzücü bir durum yani entel ağabeyliğe soyunması. Şartlar ve zaman bizi bu durumu getirsede yine aynı şartlar ve durum bizi eski halimize çevirebilme gibi bir durum söz konusu. Emperyalistler buna global dünya, büyüklerimiz ve kanaat önderleri ahir zaman diyor. Yani gelişmekte olan bir şeyin iyi sonuçlar vermesi beklenirken kötü sonuçlar vermesi muhtemel olduğu gibi ahir zaman kötü olsada sonunun bize göre değişebileceği ortada. Biz biz olalım sizde siz, meydanlar meydan kardeşler kardeş.

31 Ağustos 2017 Perşembe

Şimdi Olmazsa Ne Zaman ?

Şimdi olmazsa ne zaman ? Ertelemek üzere sonra görüşürüz. Kayıplardayız. Cesaretimiz yok yine içimize kapanmışız. Çekiniyoruz kendimizden bile, kendimize bile kaçamak cevaplar verir olmuşuz. Ötesi berisi yok, galiba hepatit üşengeçlik virüsü kol geziyor coğrafyamızda. Bu coğrafyaların insanları artık neye kanaat getireceğinin farkında değil. Hava sıcak acaba güneş mi başımıza geçti ? Ne bileyim kafamıza saksı mı düştü bir pencereden ?  Geçme geçme kardeşim namert köprüsünden bitirirsin insanlığı örtersin cümlesinin üstüne kara toprakları. Israrla hep bir geri adım atma ilk engelde cayma, hatta bir engel belirtisinde bile bak bak gördün mü ? O işler öyle olmuyor ustaaa replikleri ile hayatımızı devam ettirir haldeyiz.


Bir şeyleri yanlış anlamış olacağız, hak ortaya çıkınca Erdal Bakkal abimiz gibi bana böyle söylenmedi gibi tepkiler verebiliyoruz. Veya kardeşim banane ya o ilk adımı atsın sonra ben atarım gibi böyle beklemelik böyle ne bileyim herkesin birbirini beklediği kısır döngü içine girdik. Daha çok bekleriz, İsmail abinin kuru yük gemisi gelir ama biz bu bekleyişle daha çok bekleriz. Hiç beklemediğimiz ölüm bizi bulur sonra halimiz nice olur işte. Gerçekten bazı şeyleri bildiğimiz halde bile çok anlamsız tepkiler veriyoruz, kazanacağımızı bile bile mağlup oluyoruz. Abi haydi iki top çevirelim sitemli ilerliyelim,yok daima yana pas bu ümmetin direncini kırıyor. Ya bu milletle bir yere varılmaz, ya biz haddimizi bilelim bizim önümüzü keserler, ya dünyayı ben mi kurtaracağım ? Boş ver. Aksiyon eksikliği vücut direncini düşürür uzman cihad doktorları uyarıyor. Hakiki manada hayatımızın her alanında aksiyon eksikliğimiz var. Zaman mağralara çekilme zamanı olsaydı ortalık bu kadar fitne ile kaynamazdı. İnanın zaman geri çekilme değil ileri atılma zamanı en azında üstümüze düşeni yapabilme adına çaba sarf edebilme zamanı. Şimdi olmazsa ne zaman ? Haydi düşünün, düşünelim bakalım.

25 Ağustos 2017 Cuma

KIRILMA NOKTAMIZ

Güzel günleri görebilmeye çabalıyoruz. Kırgınlıklarımızla her güne yeniden merhaba diyoruz. Bildiğimiz tek şey şuan yaşadığımız, bilmediğimiz milyarlarca belkide sayısını tarif edemediğimiz kadar bir dünya şeyleri vardır. Kırılgan olduğumuz doğru, yer yer hayat şartlarına uyum sağlıyamıyoruz. İçimizde yine bilmediğimiz pek çok karma karışık duygu. Hayatın bize getirileri elbette var ama götürüleri pek bir mühim. Yıllarımız geçiyor ve tırnaklarımızla kazıyarak geldiğimiz yerlerin bir önemi kalmıyor artık. Boş veremiyoruz boş ver desekte. Kavuşamayanlar var aramızda her güne kırılgan olarak uyanma gibi bir ihtimaleri var. Çünkü o noktasının en hassas olması kırılgan olmasının başlıca ihtimallerinden. İnsanların kavuşamamaları ve sevdiklerini kaybetmeleri en kırılgan noktaları olsa gerek. Çünkü şiirler hep hasret yüklüdür. Kavuşamayanların hikayesidir. İnanılır gibi olmaktan çıkmaya gerek yok bizim kırılgan yapımız kul ve kula karşı oluşumuzdan. Hayatın getirilerinin içinde sevinçlerle birlikte hüzünlerde mevcut. Hep güzel olan bir yer fani olabilir miydi ? Tabikide olamazdı. Sevdamız dağların yeşillikleri ile pekişiyor. Ağzımızdaki bir şarkı bir dize ile kor ateşlerde yanıyor. Size de can feda. Sevdanın, hasretin yıktığı yerlerden çıkan virane şehrin kardeşleri. Uzun bir yolun yolcusu olma hazırlığı içerisindeyiz. İçimizede bunca atılan dertlerin dere olup akmasından tarafız. Çiçekleri soldurmayalım. Kırılgan olabiliriz ama bunla hala yaşamasını öğrenmeliyiz. Hala bir arabesk şarkı dizesinde bulmayalım kendimizi hani o en damar olanından. Hangimiz sevmedik meselesi aslında hayatımızın arka fonunda çalması muhtemel o mahrur beste. İşte böyle hayat hikayesi incitme,incilirsin, kırma, kırdığın yerden kırılırsın. Güzel şeyler olabilme adına güzel şeyler yapma devam.Sabır, gayret, selamet.

20 Ağustos 2017 Pazar

Her Şeyin Fakındayız

Zamanın birinde hiç olmayacak şeylerin olduğu her şeyin seyrinden çıkarak farklı noktalara sapacağını göreceğiz. Hala yüzümüzde tebessüm olur mu ? Bilmem ama biz şimdiden her şeyin farkındayız. İnsanları bunalım üstüne bunalım geçirdiği ve psikolojik olarak her alanda sorunlar yaşadığı bu zamanda ilerde olacakları daha önceden kestirebilme meselesi önemli. Toplumun restore edecek bir insan yetiştirme potansiyaline sahip olan yerlerin nitelikli ve vasıflı insan yetiştirmesi gelecek adına umutla bakmamızı sağlayan tek tutarlı dal olsa gerek. Hayatın zorluklarını ne kadar farkında olsada doğru ve hak olandan hiç bir şekilde taviz vermeyen nesiller üzerine belli başlı insiyatifler alarak sanatını toplum için toplum yararına kullanabilmek adına yarış haline girmiş durumda. Yanlış değil doğrunun yanında saf almak için verilen bu kutlu yarış onlarla birlikte bir ümmetinde saadet ve selametine vesile olacak cinsten. Biz kazanırsak herkes kazanacak akımı ile birlik ve vahdeti sağlmak adına yoğun bir çalışma takvimi olan bu nesil ile bir olma adına bizde yerimizi almak istedik yeri geldi onlarla çocuk olduk keplerini taktık, yeri geldi abileri olup yol gösterdik, başkanları olduk hayırlı çalışmalara vesile olduk ama en önemlisi de kardeşleri olduk sevdik sevildik ayrı kalıncada hep özledik özlendik. Tabikide bu vuslat kısa süreli zaferin yakın olduğunu biliyor ve bunu söylüyoruz. Yinelemekte fayda var biz her şeyin farkındayız ve yanlış giden her şeyin tam karşısında, doğru giden her şeyin her zaman ve her yerde yanındayız. Selam olsun o güzel nesile....

10 Ağustos 2017 Perşembe

Tercih Meselesi

Hiç olmadığımız yerlerdeyiz. Genellikle istemediğimiz yerlerde. Hep bir şikayetler içinde buluyoruz kendimizi. Hayat bizi savurmayı çok sever. Yani aslında biz kendimizi savuruyoruzdur ama suçu hayatta buluyoruz. İstemediğimiz şeyler olabiliyor. Aklımız baya dolu oluyor, kararlar veremiyoruz mesela. Ama bir karar vermemiz gerekiyorken hala düşünmekten geri alamıyoruz kendimizi. Bazen olmaması gereken hiç beklemediğimiz şeyler olabiliyor hatta bazen değil çoğu zaman insanoğlu olarak bu durumlarda çok hazırlıksız oluyoruz malesef. Beterin beteri vardır en beteri hazırlıksız yakalanmak olsa gerek. Hiç beklemediğin bir an beklemedik bir olay başka bir işe odaklanmışken hemde olur mu ? Oluyor. Böyle zamanların çok zorlu zamanlar olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim. Çabucak geçmesi gereken zamanlar en azından biz bunu istiyoruz. Galiba hedefe giderken bazı belli başlı problemlerin olması her şeyin kolay olmayacağının kanıtı. Yaşamak bile kolay değil. Nefes alıp vermek bir yaşam belirtisi olabilir sadece. Kolay gözüken şeyler bile aslında zor. Bir zorluk bir bedel ödemeden aşılmıyor. Hayatın cilvesi desek ne kadar doğru olabilir. Bu bir sistem olsa gerek. Her hali ile bir sınanması olan dünyanın fertleriyiz biz. Can bedenden çıkana kadar son salisesine kadar sorumluyuz yaptıklarımızdan. Hiç olmadık zamanda hiç olmayan olaylara bir tepki olarak isyan yerine yeniden doğrulmak ve devam etmek en doğrusu olsa gerek. Bizi bekleyen birileri vardır illaki bizden beklentisi olanlar şimdi olmasa bile ilerleyen vakitlerde olacaktır. Kendimizden bile bir beklentimiz olmalı en başta mesela. Hayat zor ve insanlar tercihleri ile bir sınavın içinde. Her yaşam filminin başrolü biziz. Layığı ile yaşamak gayesi ile cümlemize kolaylıklar.

3 Ağustos 2017 Perşembe

Ezeli Ve Ebedi Olan

Güzel olamayan bir günün akşamında yanlış yapılan işlerin muhakemesini yapıyordum. Hayat gerçekten zor. Hayatın tam dönüm noktası olan yere gelince insan gerçekten anlıyormuş. Her şey maddiyat olmasada çorbayı kaynatacak kadar da bir kazanç için çaba verilmesi gerekiyormuş. Hayatın dalaveresi, acısı, mutluluğu ile yoğrulurken geçen zamanda tam manası ile pek bir farkına varmamışız. Gidecek yerimiz ebediyet olsada ezeli olan şu mekanda bu denli meşguliyetlerle yoğrulmak garip. Hayatın kendisi zaten garip. Bizi yine fani olan şeylere iterek günlerimizin geçirmesiden belli değil mi zaten ? Hakikaten bazen iki ciddi esasa sarılmaktansa garantici olup birine sarıldığımız zamanlar oluyor. Dünya mı ? Ahiret mi ? Birbirine bağlı iki önemli mekan. Biri ezeli biri ebedi olsada ikiside insanlık açısından ayrı bir yere sahip. Bir taraftan ahiretimi garantiye alıcam diye daha farklı şeyler ile meşgul olanlar, diğer taraftan bir daha mı gelicez dünyaya deyip har vurup harman savuranlar. Hal böyle iken İslamiyetin hep ölçülü olduğunu daha iyi anlayabiliyoruz. Çünkü İslamiyet tek taraflı kazanmak değildir. Hiç ölmeyecekmiş gibi çalışıp, yarın ölecekmiş gibi ibadet et bir felsefedir hemde temel hayat felsefesidir. Ne olursa olsun nitelikli ve güzel şeyler yapabilmektir asıl olan. Terazi bazen şaşabiliyor. İnsanız elbet buna da imtihan deniyor. Zaman akıyor vakit daralıyor. Az zamanda nitelikli işçilik ile ince eliyip sık dokuyarak ilerlemek mecburiyetindeyiz. Bu hem maddi ve manevi alanda da bizim düsturumuz olmalı. Böyle bir durumda tercih hakkım olsa ben bunu seçmeye gayret ederdim. Esas olan ölçülü olmaktır ve bunun için gayret edebilmektir. Gayret bizdendir ve hep bizden olacaktır.

1 Ağustos 2017 Salı

Haftalık Güzel Sözler Köşesi

İmâm Gazâlî (rahimehullah) şöyle demiştir:

"Kötü söz gibi su-i zan da haramdır.Bu bakımdan başkasının kötülüklerini dil ile zikretmek haram olduğu gibi, Müslüman hakkında içinden su-i zanda bulunmak da haramdır.

Ben bundan kalbin kinini ve başkasının aleyhine kötülükle hükmetmesini kastediyorum. Kalbinden bir anda gelip geçen şeyler affedilmiştir.

Kötü zannın haram olmasının sebebi şudur:

Kalbin esrarını ancak allâmu'l-guyûb olan Allah bilir. Bu bakımdan başkası hakkında kötü zanda bulunamazsın.

Ancak te'vîl kabul etmeyecek şekilde sana ayan beyân olursa, o zaman bildiğine ve gördüğüne inanmaktan başka seçeneğin yoktur.

Gözünle görmediğin, kulağınla işitmediğin bir şeyin kalbine düşmesine gelince, o şeyi senin kalbine şeytan atmıştır. Bu bakımdan şeytanı yalanlaman gerekir."

İhya-u Ulumi'd-Din