19 Şubat 2018 Pazartesi

Gariplikler

İnsan ne gariptir. Doğar şaşılası,ölür şaşılası. Yalan söyler şaşılası, hatalar yapar şaşılası. Gideceğimiz yerin veya şuan bulunduğumuz yerin veya veya geçmişte olduğumuz yerin bir önemi yok gibi sanki. Sanki mevsimlerden de hep bahar . Toz pembe her şey buda geçecekmiş gibi. İnsan işte hep ümit eder kolayı seçer. Bir mücadelenin içerisinde zor görünür her şey, kolay olana sığınır insan. Faydasız ilimden,bilgiden Allah'a sığınalım. Hakikaten zor bir dönemdeyiz. İnsan oluşumuz her dönem imtihanımız olsada şimdilerde daha bir zor. Onca gelişme ve ilerlemeyle gelen kolaylıklar değil zaten zorluklar aslında. Kısılan sesler ve soluk soluğa kalmış bedenler var aslında dünyada. Soluk kesmek için yemin etmiş kişilerde vardır. İnsan, insan, ademoğlu. Ne kadar garip ki bunlarıda yapan insandır. İyi veya kötü olmayı seçende. Onca duygu, davranış, tutum insanın ruhunda ve bedeninde vücud bulunca garipleşir. Sıradanlıkta gariptir o yüzden. Farklılıkta. İkisinin ortasında kararında olmakta gariptir. Aslında hayat değil insanlar gariptir. Hayatıda garipleştiren insanların hayatlarıdır. İnsanın dokunduğu, bulunduğu, ilişki içerisinde olduğu her şey gariptir. Bu kadar garip olan ne ki ? Diye sormayın bu kadar garip olmasına şaşırdığınız şeyde aslında bir garipliktir. Bunca garipliğin sebebini üzerimizde topladığımıza göre, bizi ve bunca garipliği yaratıp bize sebeb kılan Allah'a bolca şükür etmek lazım gelir. Mesele tamamı ile bizde her şey garip ama iyi veya kötü olmak bizim elimizde. Garip olan şey her şeyin garip olması. Asıl olan şükür ve teslimiyettir. Ötesi ondadır...

10 Şubat 2018 Cumartesi

Müslümanca Bakmak

Halil Cibran’ın en az bir kitabını okumuş olan mutlaka fark etmiştir ki, Cibran’ın aşikâr biçimde doğaya karşı bir muhabbeti ve saygısı var. Bu sebeple gözünüzün değdiği her bir satır sizi ister istemez tefekküre sürüklüyor. 

Bir elmayı elinize aldığınızda, Allah’ın bu elmayı sizin için ayırdığını, üzerinde sizin isminizin yazılı olduğunu; hatta ırgatın tohumu sizin için toprağa attığını, olgunlaştığı vakit uzatıp elini sizin için kopardığını ve ne mutlu ki Rezzak olan Allah’ın bu meyveyi sizin hânenize kadar ulaştırdığını; satır satır düşünüyor, fehmediyorsunuz.

Halil Cibran’ın Ermiş adlı kitabında okuduğum şu satırlardan sonra, artık şöyle de düşüneceğim:

Dişlerinizle bir elmayı çiğnerken ona gönlünüzden deyin ki:

‘’Tohumların benim bedenimde yaşayacak ve geleceğin tomurcukları benim yüreğimde çiçek açacak.

Rayihân benim nefesim olacak, birlikte sevineceğiz bütün mevsimlerde.’’

Ne güzel satırlar ve yine ne güzel seslenişler öyle değil mi? 

Yaşamın müslümancası olduğu gibi, eşyâya bakışın da müslümancası vardır. Bu bakış, diğer bakışlardan ayrılan şuurlu bir bakıştır. Dağları ve toprakları gördüğümüzde, ısrarla ve usanmadan bir kıyıma uğrattığımız şu yeşilliklerde koşturmanın 30 sene sonra doğacak olan her bebenin hakkı olduğunu düşünmek mesela; şuurlu bir bakıştır. Bu yüzden sabırla ve inatla belirtmeli ki; Kâinata ve eşyâya Müslümanca bakmak, bakışların en iyi niyetli, en güzel olanıdır. Şuurlu bir bakış, bakışların aliyyü'l âlâsıdır.