Halil Cibran’ın en az bir kitabını okumuş olan mutlaka fark etmiştir ki, Cibran’ın aşikâr biçimde doğaya karşı bir muhabbeti ve saygısı var. Bu sebeple gözünüzün değdiği her bir satır sizi ister istemez tefekküre sürüklüyor.
Bir elmayı elinize aldığınızda, Allah’ın bu elmayı sizin için ayırdığını, üzerinde sizin isminizin yazılı olduğunu; hatta ırgatın tohumu sizin için toprağa attığını, olgunlaştığı vakit uzatıp elini sizin için kopardığını ve ne mutlu ki Rezzak olan Allah’ın bu meyveyi sizin hânenize kadar ulaştırdığını; satır satır düşünüyor, fehmediyorsunuz.
Halil Cibran’ın Ermiş adlı kitabında okuduğum şu satırlardan sonra, artık şöyle de düşüneceğim:
Dişlerinizle bir elmayı çiğnerken ona gönlünüzden deyin ki:
‘’Tohumların benim bedenimde yaşayacak ve geleceğin tomurcukları benim yüreğimde çiçek açacak.
Rayihân benim nefesim olacak, birlikte sevineceğiz bütün mevsimlerde.’’
Ne güzel satırlar ve yine ne güzel seslenişler öyle değil mi?
Yaşamın müslümancası olduğu gibi, eşyâya bakışın da müslümancası vardır. Bu bakış, diğer bakışlardan ayrılan şuurlu bir bakıştır. Dağları ve toprakları gördüğümüzde, ısrarla ve usanmadan bir kıyıma uğrattığımız şu yeşilliklerde koşturmanın 30 sene sonra doğacak olan her bebenin hakkı olduğunu düşünmek mesela; şuurlu bir bakıştır. Bu yüzden sabırla ve inatla belirtmeli ki; Kâinata ve eşyâya Müslümanca bakmak, bakışların en iyi niyetli, en güzel olanıdır. Şuurlu bir bakış, bakışların aliyyü'l âlâsıdır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder