26 Ocak 2018 Cuma

Kalp Kırmamak

Kalp kırılır yen içinde kalmaz. Vücuda yayılır. Bugün insanların çoğunun kalbi kırık. Ve öyleki vücuda yayıylan yen zehirleyecek nitelikte. Bunca acıyı sırtlayan bu bedenlerin ömür vadesi kısalmaya devam ediyor. Vadenin dolmasına doğru giden ömrün, zamanın geriye gelmeyeceği aşikar. Ama bunca acı, zulüm, sömürü ve batıl düzen yanına kar kalıyor dünyanın. Yalan dünya diye boşa demiyoruz ama biliyoruz ki bu kötülüklerle beraber oda yok olacak. He iyilikler mi ? Eğer layığı ile yaptıysak yanımıza kar kalacak. Ama meselemiz kırılan kalpler. Kırılan her şey acı verir. Ya batar ya keser ya da ne bileyim işte. Sonuçta kötülüğün sonucunda olan bir durum değil mi ? Hani biraz genelleyici oldum gibi ama bu da benim tarzım galiba. Birey yönü ile de kalp her noktada kırılabilir. Narindir. Dikkat etmeli. Çok noktalarla kesiyorum cümleleri. Eğer uzatırsam istemeden olsa kalp kırabilirim belki. Aman olmaz olsun o yüzden. Kalp sadece kan pompalanan bir organ değildir bu yüzden. Kalp kırıklıkları, her bir parçası birleştirmesi çok zor olandan. O yüzden 2 düşünüp bir söylemeli veya 2 düşünüp bir yapmalı. Nabza göre şerbet verme meselesi bu durumda pek tutacak bir strateji değil. Doğru olan ne ise, o anda yapılması gereken şey en güzeli ise o yapılmalıdır. Köprüden geçene kadar olmamalı ilişkiler hep bir menfaat gizlememeli içinde. İşte bunlar hep derin kalp kırıklığına vesile olacak şeyler bilinmelidir ki derin yaralar da geç kapanır. O kadar çok kalp kırılmasına vesile olan durum varki saymakla bitmez ama insanın kendi kabesi olan kalbi yıkmamak gerek buda bir gerçek. Reelpolitik olmaya gerek yok, sevelim ve sevilelim gerisi gelecektir. Bizede müsade....

18 Ocak 2018 Perşembe

Mutlu Olmak Üzerine Deneme



Selamunaleyküm gençler nasılsınız? İyisiniz iyi. Seviyorsunuz bu hayatı. Ben de sevmeye çalışıyorum bakalım. Bazı insanlara rağmen sevmeye çalışacağım, siz de öyle yapın.
İnsan mutlu olmalı. Derdin iyi geldiği nerede görülmüş ki? Derdi olduğu için daha kaliteli bir hayat süren kimseyi görmedim, görememde. Şimdi ters anlayan bir arkadaş olacaktır onlara açıklayayım. Gerektiği kadar dert insana zindelik verir, yarına kalkmak için bir sebep, yaşamak için bir  neden verir. Benim kast ettiğim şey bu değil, diğer türlü dert. İnsanı üzen dert.
Mutlu olmalıyız, yüzümüz gülmeli, somurtan insanlardan olmamamız gerekli. Hepimiz protonu biliriz, pozitif yüklü bir atom parçacığı. Gerekirse proton olacağız etrafa pozitif yüklü saçacağız. Çünkü başka türlü bu hayat bize hapis olur.
Kendimden bahsedeyim. Ben yukarıda bahsettiğim gibi proton gibi sürekli pozitif olan bir insan değil de elektron gibi negatif olan bir insanım. Negatif olmanın, morali bozuk olmanın çok zararını gördüm ve hala daha görüyorum. Bunu sadece ben değil etrafımda görüştüğüm insanlarda da gözlemlediğim bir şey. İnsanın kafasına taktığı bir şey, yürürken takılıp yere düştüğün taştan daha çok zarar veriyor. Taşın seni düşürüp canını yakması bir, bilemedin iki saat sürerken, kafana takıp üzüldüğün şey sana bir ömür boyu nefes aldırmayabilir. Aldırmıyor da arkadaşlar, emin olun aldırmıyor.
Klasik olacak ama bardağın hep dolu tarafından bakmaya çalışmalıyız. Bardağın yarısının dolu olması, diğer yarısının boş olduğu gerçeğini değiştirmez ama bu boşluk bize üzüntü vermek yerine umut vermeli. Gökyüzünden gelen bir yağmur ile veya bizim çabamızla cami şadırvanın soğuk suyu ile dolacağına dair umudumuz olmalı. Oldu da dolmaz ise moralimizi bozmaya gerek yok, bizim hala yarısının ağzına kadar dolu bir bardağımız var.
Yani yapmamız gereken şey güzel görmek, güzel düşünmek, güzel düşünen insanların yanında bulunmak. Bunu ben demiyorum, Said Nursi diyor. Felaket tellallığı yapıp kendisinin ve etrafındaki diğer insanların umudu kıran, moralini bozan insanların yanında bulunmamak gerek. Bu tip insanlar kendi içinde bulundukları karanlığa diğer insanları da çekmeye çalışırlar. Onların bilmedikleri şey her mağaranın bir çıkışı, her savaşın sonunda da bir zafer olduğudur. Unutmayın ki yenilgiler zaferlerin taksitleridir. Mesela bunu da Jacob Riis diye birisi söylemiş. Galiba önceki insanlar bizden daha umut sahibi, mutlu insanlarmış.
Neden mutlu olmasınlar ki? Ellerinin altında sürekli başkalarının mutluluklarını gösteren bir alet mi varmış? Yâda akşam karşısına oturduklarında o gün ölen insanları gösteren bir kutu varmış evlerinde? Yokmuş. Bütün dünyaları evlerinden çıktıklarında akşam ezanına kadar gidip gelebilecekleri yerler kadarmış. Ne kadar az insan tanımışlar, ne kadar az şey görmüşlerse o kadar çok mutlu olmuş bu insanlar. Şuan bu kelimeleri okuyan insan peki sırf bugün kaç insanın düşüncelerini, kendi düşüncelerine kattı? Kaç insanın kendisinin yaşamaktan eksik kaldığı bir şey yüzünden veya evindeki aptal kutusundan kaç insanın öldüğünün sayısını duyduğu için morali bozuldu? Fazla mı abartıyorum? Belki, ama gerçek olmadığını da inkâr edemeyiz.
Elimizdeki cihazlar bizi mutlu etmiyorsa aksine daha da fazla üzüyorsa kullanmamalıyız. Daha fazla insan tanımak bize ağır geliyorsa tanımamalıyız. Akşam haberleri izlemek bizi üzüyorsa izlememeliyiz. Gerekiyorsa kaçmalıyız. İkinci bir hayatımız yok ve var olan hayatımızı, yani şuan yaşadığımız hayatı, iyi geçirmek, mutlu anılarla doldurmak zorundayız. Ne kendinize, ne başkasına bu konuda eziyet etmeyin. Oyunun sonunda yalnız kalacaksınız ve bütün zararı yine kendiniz göreceksiniz. Elinizdeki şansı iyi değerlendirin.

İyi akşamlar arkadaşlar.

11 Ocak 2018 Perşembe

Doğru Yaşamak

Hayat acısı, tatlısı, gerçekleri ile gözler önünde ve an ve an yaşanıyor. Gecesi, gündüzü peşi sıra. Kapılmamak elde değil ama güzel olanı tadında bırakabilmek. Yani işin açıkcası nefis taşıyoruz fazla köreltip nirvanaya ulaşıcam derken bünyeye zarar vermeyelim. Bunu içinde başta birey olarak ve ardından toplum olarak aşmamız gereken duvarlar var. Birey bazlı ilerliyecek olursak kişi kesinlikle salt gerçekçilik putunu yıkmalı. Çünkü bu hayatta mucizelerede yer var. Yani doğru bile olsa zor olduğu için tercih edilmeyen olmasına ihtimal dahi verilmeyen şeyler doğru olduğu için tercih edilmeli. Çünkü doğru olan bir şey batıl olmadığı müddetçe (asılda batıldan tarafta bunu anlayabilse) herkesin faydasına olan bir durumdur. Birey bazlı yıkılan salt gerçeklik tabusu toplumada sirayet eder fazla gerçeklik iyi değil çünkü manevi olan şeylerde hali hazırda hayatta yer edinmiş durumda. Temelde bireyden yıkılan bu tabu toplumuda yönlendireceği kanatimdeyim. Aksi takdirde alacağımız ve aldığımız kararların ne kadar sığ ve dünyevi yaşayış üzerine olduğunu anlayacağız. Bu yüzden terazinin iki kefesi var biri dünya diğeri ahiret. Ve bu yüzden ölçülülük önemli ister birey bazlı karalarda, ister toplumsal bazlı kararlarda, ister siyasette,ister eğitimde bu çok önemli bir tutumdur. Bakın göreceksiniz ölçülü oluşunuzla dengeleri yeniden sağlayacak ve dünya ile ahiret arasındaki kefede ölçüyü tutturacaksınız. Dünyadan ölçülü olan bu kefe ahirette ahireti kurtaracak tarafa eğilimli olacak ne kadar eğilimli olacağıda sizin ne kadar itidalli ve ölçülü olmanıza bağlı. Evet gerçekler var ama bu bizi yıldıramaz çünkü doğru olan hayal bile olsa hiç gerçekleşmemiş dahi olsa yapılmalı yapılmalı ki bu denge kurulabilsin. Yıkılmaya meyilli olmak kaybetmektir. Ne mutlu dengeyi kurabilene. Her alanda itidal her alanda ölçülülük tek şiarımız olsun. Canımız sağolsun.

5 Ocak 2018 Cuma

Hiç Oralı Değildim Hiç de Oralı Olmayacağım

Bir rüzgar esiyor. Mevsim kış. Rüzgarından belli mevsimi sert ve can yakıcı. Herkes herkes olmuş. Farklı şeyler beklerken hep aynı cevapları almak yakıyor. Böyle boğazdan başlayıp karına ordan bütün vücudu sarıp sarmalıyor. Sizede olmuyor mu ? Derde derman olacak kişileri arayıpta bulamadığınız zamanlar. Bazen yok oluyorlar. Belkide hiç karşımıza dahi çıkmamıştır. Çoğu kez yaptığımız şey belkide iç dökmektir. İnsan kapalı kalır mı öyle manasızca. Yürekler daralıyor, akıllar tutuluyor. Nefesler sayılı alıp verirken bedenler kala kalıyor oldukları yerde. İçime sığmayan bir şeyler var benim. Anlamlı anlamsız. Gel gitler var, istikrarsız bazı meseleler var. Bazen sonra devam ederim diye yarıda bırakabiliyorum. Görmezden geliyorum, düşünmüyorum. Düşünsem heralde kapatılırdım bir yerlere. Derdi verenin dermanı imtihan ettiği vakitlerde, ben şükür ettim. Belkide bu beni rahatlatıyordur. Yoksa dedim ya bir yerlere kapatılırdım. Ümit variyim ama herkesin herkes olması çözüm için çabalamaması canımı sıkıyor. Sıradanlaşmak, bizi yakacak ateştir. Kendimizi kandırmaya başlamak ise diri diri gömülmektir toprağa. Yanlış anlaşılmasın bu kişisel hayattada böyledir, sosyal olarak nitelendirdiğimiz hayattada. Biz bu oyunu bozarız. Sinirim buna yeter eminim. Hiç oralı değildim, hiç oralı da olmadım olmayacağım. Buda kayıtlara böyle geçsin.