Karamsarlık bu çağın en büyük sorunlarından biri olsa gerek. Yoksa ben mi çok umutvariyim bilmiyorum ama bence öyle. Öyleki yapacağımız her işin önüne bir duvar niteliğine sahip bir yapı gibi. Bakıyorumda işin en kolayı kaçma vakalarının ardında belli bir karamsarlıklar mevcut. Düşünebiliyor musunuz insan kendine bile güvenemeyebiliyor. Sanki hayat kolumuzdan bizi hep garantici olmaya sürüklüyormuş gibi. Resulullahın 2 günden fazla plan yapmamamız hususunda rivayetleri varken biz senelerimizi bağlar halde sanki hiç ölmeyecekmiş gibi garanti kapsamında bir takım maceraların içinde buluyoruz kendimizi çoğu zaman. Karamsarlık insanları garanticiliğe ittiği aşikar, ancak bazı temel mefumlardanda ümidi kestirdiğide görülüyor insanlar üzerinde. Müslümanları birliği yani İslam Birliğine bir ütopya hayal olarak bakılması hemde bunu müslüman bir şahsiyetin ağızından duymak hem onur açısından aşağılayıcı hemde üzücü bir durum. Yine karamsarlığın insanları özgüven açısından zor duruma soktuğu görülüyor. Bana düşmez, ya yapan biri olur, yapsam ne olacakki, ne değişecek ki ve buna benzer örnekleri içimizde yaşıyoruz hergün. Özgüven eksikliğini yine hayatımızın ve cevremizdeki insaların hayatlarını iyi yöndede değiştirememe gibi sele kapıp götürmesini bir çok örnekle örneklendirebiliriz. Yine içe kapanma gibi bu vakalar insanı daha kötü yerlere sürükliyebilir, yılma, yarı yolda bırakma, kolay olanı tercih gibi kötü olan her şeye sebebiyet verebilir. Sosyal mesaj verme amacında değilim ama müslüman kendinden emin ve güvenilir olan kimsedir, karamsarlık fitnesinin karşısında. Dünyanın gizli sahipleri olduğunu idda eden kimselerin, maddi açıdan apacık bir şekilde ama görünmeyen,manevi açıdan da görünmesi,farkedilmesi geç algılanan parentez içinde kandırıldık vakaları yani maneviyata kasıtlı müdahaleleri bir zincir halkası gibi her yeri çepe çevre sarmış,bir domino taşı misali birbirini tetikleyen tek çıkış yolu hak olanı yapıp kurtulmak olan bu çıkmaz sokağın eşkiyalarıları bu zatlar. Temel olarakta maddi ve manevi fitneleride insanlığın üzerine her şekilde salmış vaziyetteler yüzyıllardır. Hal böyle iken tüm bunlara inat gülmek, çabalamak, gayret etmek iyilik bizden istenen ilahi bir emir. İmtihan imtihan ve son olarak yine imtihan. Akıbet ve niyet hep hayr olsun. Yaptığımız yapacağımız rabbimizin rızasını kazanmak olsun...
26 Ekim 2017 Perşembe
19 Ekim 2017 Perşembe
Yaşamak Ve Çabalar
Bu güne erişebilmenin çabalarını geçen günlerde harcamıştık. Hiç olmadık yerde beklemedik şekilde belkide istemediğimiz farkına dahi varamadığımız onca yaşanan iyi veya kötü olayların tam ortasındayız. Herkes kendi hayatının başrolünde layığı ile güzel bir hayat sürdürme çabasında çünkü mutlak yaradanın rızası emeklerimizin zayi olamaması adına bu temel kural herkes için önemli. Yaşamak, en temel hakkımız ve bu temel hakla bize yüklenen ilk ve en önemli sorumluluk. Böylesine temel bir hakkın böylesine önemli sorumlulukları ne olabilir ki diye sorgulamak da bizi bu dünyadaki varoluş gayemizin cevabımızı bulmamıza yardımcı olacaktır. Cevaplarımız değişken olsa da hiç bir zaman bir daha mı gelicez dünya ya olmasın veya dünyalık işlerle örülen duvarlarla tüm meşgalemiz dünyevi olmasın. Burda da imtihan meselesi karşımıza çıkıyor. Bunca çabaların yol ayrımlarının, doğru veya yanlış tercihleri ile yaşamanı ve güzel yaşayabilme adına karşımıza çıkabilecekler. Yaşamak, her şeyin başladığı o kutlu yolun başlangıç noktası. Yola besmele ile çıkanların besmele ile bitirme adına vermiş olduğu o kutlu mücadele. Hani derler ya afilli bir sözdür " Amacımız bu dünyadan onurumuzla geçmektir" diye tam manası ile her şeyi özetliyen bir cümle. Bunca zulmün, yanlışların olduğu kötülüklerinin kol gezdiği dünyada gerek müslüman şahsiyetimiz adına, insan olmamız adına güzel yaşamak ve yaşatmak için çabalarımızın bu istikamet üzerine yol alarak ilerlemeli. Bu istikamette bu bizi dünyevi olmaya çekecek çeşitli değişken sebeblerin ellerin himayesine girmemeye istikamet üzere olmaya bunca çabalar içerisinde bu çabayada yer açmamız gerek. Bunca çabanın,imtihanın olduğu dünyanın yaşanabilir kardeşlik ve huzurun hüküm sürmesi dileği ve umudu ile bizimle değişir bu dünya...
12 Ekim 2017 Perşembe
ÖYLESİNE
Mekanların daralan kısımlarının, içsel bunalımların, kah yanlızlıkların vücut bulmuş haliyiz. Soğuk odaların, nemli duvarların, kibritteki ilk kıvılcım tanesiyiz. Oturup kurulduk mu masaya çay bana da çay bana. Sıra gecelerinin eşsiz ağıtları gibi yüreğimiz. Atmaktan yorulmuş kalbimiz, geçen ömrümüz. Bir dostla konuştum çok bir zaman olmadı. Gönlü gibi kendide naif. Bir arayayamamışız birbirimizi ulaşamamamışız uzun zamandır. Bir abim ile karşılaştım cami çıkışı hiç görüşememişiz uzun bir vakit. İçimizde öyle bir birikmiş ki her şey dolup taşmış ama hiç boşalmamış. Rahatlamak için herhangi bir çabamızda yok açıkcası. Biriken biriktiği ile kalıyor. Gelen geldiği gibi,gelecek olan gelecek olan gibi. Olanda hayır vardır cümlesi dökülüyor dillerden. Belkide büyüdükçe imtihanımızda o denli büyüyor. Bu yüzden bu büyük dağ yığınları yokken birikerek bizlere ağırlık oluyor. Bunca cefa imtihana yürek mi dayanır dedirtiyor. Ama en büyük dost Cenab-ı Allahtır. İçe atılanları bile bilen alemlerin Rabbi günde en az 5 sefer huzurunda seni bekliyor. Derdimizi açmaya bir secde kadar yakınız. İçimizin rutubetli olması nitelikli olmamızın önüne engel teşkil edecek temel husus bu. Çare Allah'a konuyu açmaktan başka bir şey değil. Dünya da 5'ten büyüktür. Bize lazım olan,güzel huy ve tevekküldür. Her kapının kilidini açan bu anahtarlar bunlardır. İşimiz insan,derdimiz insan. Temelde bu işe beşer sisteminin sorunları olarak bakmak daha doğru olur. İçe kapanmakla kaybetmektense güzel dostluklar gelip bizi bulacaktır. İçimizdekileri çiceklere anlatmak en güzeli. Zafer vaad edildiğine göre bahanede kalmadı, artık bize düşen gereğini yapmaktır. Böyle gelmiş böyle gitmeyecek...
5 Ekim 2017 Perşembe
Yutkunma Meselesi
Yutkunmak kabullenmektir. İşte yutkunupta içimizi attığımız onca şeyler... Söyleyemediğimiz, söylemek istemediğimiz, söylemeye cesaret dahi edemediğimiz onca şey. İçimizde birikir birikir bir dağ olu verir, patlar volkan mı olur ? Yoksa bizimle birlikte mezara mı girer ? Bilinmez ama zalim dünya düzeninin savunucuları bizleri yutkundurmaya devam ettirdiği sürece hiçbir şeyin değişmeyeceği aşikar. Yarının umutlarını söndürüp doğruların üstünü kapatan bu zihniyet, yanlışa sevk ettirerek bir akıl tutulması furyasını gezegenimiz üzerine bardakdan boşalırcasına yağdırırken hiçbir şeyin farkında olmadan hayranlıkla seyireden insanlık ve sel ile sökülüp alınan vicdanların hesabı sorulur elbet.
Yutkunmanın onurlu bir davranış olduğunu bir orta yol bulma metodu olduğunu savunanların haksızlık karşısında baş eğmesi ile olan her şeyi meşrulaştırdı. Dik durup söyleyeceklerini söyleyenler yuhalandı, susturuldu,ciddiye alınmadı. Göçüp gidince bu diyarlardan hayırla yad edilebildi. Söylenilecek sözler içimizde hazmedilmesin. Yutkunmak kabul etmektir. Yutkunmak,boyun eğmek. Yutkunmak, susmaktır. Yutkunmak, zulüm. Bunca yanlış olan şeye ortak olmaktansa konuşmak en onurlusudur ve tek kurtuluş yoludur. Sözler yutkunulmak için değil söylenilmek için vardır. Ve öyle bir sözler vardır ki onlar yutkunulmaz ve hazmedilemez. Söylecek çok şeyimiz var. Sevmenin kelamları dökülmeli dillerden, kötülüğü bağrından vurmalı o kelamlar aydınlanmalı güzellikler. Söylecek çok şeyimiz var. İlk sözümüz, ilk adımımız, ilk bakışımız, ilk göz yaşımız, ilk gülüşümüz, karanlık zulmünden adalet nuruna...