Derin bir ah çekmek isterim. Biraz olsun yürek ferahlatır.
Bir türkü mırıldanırım yolumdan kıyın kıyın giderim. Gördüklerimi ve
gözlemlediklerimi biraz tecrübemle harmanlayarak anlatmak isterim. Soluduğumuz
havanın, yürüdüğümüz yolun, baktığımız denizin, duyduğumuz kuş seslerinin,
hissettiğimiz güneşin sıcaklığı herkes için bir mana ifade ediyordur, hatta her
biri ayrı ayrı mana da ifade edebilir. Her güne bir başka uyanmak ve yaşamak
için manalar bulmak lezzetlidir. Bize yakışan elbette ki en temel manaya
sımsıkı sarılarak gelir geçerlere çokta kendimizi kaptırmadan aynı çizgi ve
doğrultuda sapmadan yürüyebilmektir. Yeri
gelecek asıl olan mananın önüne geçenler olacak ve bizi terletecektir ama yol
belli yolcu bellidir. Bir saniye, bir dakika, bir saat, bir gün, bir hafta, bir
ay, bir yıl. Her şeyin layığı ile yaşanması, beklenenin gelmesi çok önemlidir.
Bedeli de çoğunlukla zamandır. Beklenen deyince istemsizce kafalarda canlanan
bir karakter var, İsmail Abi. Yüzlerde tebessüm oluşsun biraz. İsmail Abi’nin
görünüşünden ziyade karakteri hatta karakterinden de ziyade karakterlerinin
içinden sıyrılıp parıl parıl parlayan sadakati vardır. Ne gemiler beklemiştir
bıkmadan usanmadan. Hayatın bunca koşuşturmasında tez canlı olan her şeye inat,
tahammülsüzlüklere inat beklemiştir. Gerçek üstü bir şey olduğu tartışılır ama
onun kadar olamasak da en azından bir çabanın içerisinde kendimizi bulabiliriz.
Sadakat bizdendir, insanoğlunda vücut bulunca daha bir anlamlı olur. Sadakat,
tahammülsüzlüğü bitirir, tez canlılığı kırar hatta ve hatta sabrı pekiştirir.
Günümüz de istediğimiz ama bir türlü gerçekleştiremediğimiz şeydir. Nedeni ise
ne kadar doğruda olsa olmayacağına daha çok meyil ettiğimiz şeylerdir. Galiba
beklentileri de bu noktada bitiren, birazını karşılamasına neden olan nokta da
burası olmalı. Aslında çoğu şeyin önünde engel biziz, niyet etiklerimizin, söz
verdiklerimizin arkasında sabır ve sadakat ile durabilseydik eğer çoğu
beklentimiz bir karşılık bulacaktı. Maalesef günden güne parçalanan sadakat
duvarımız hayata bakış açımızın bile değişmesine neden oldu. Hem madden hem de
manen büyük kayıpların pençesindeyiz. Bu giden kayıpların içini aklınıza
gelebilecek her şey ile doldurabiliriz. Bu elbette mümkün ama biz güzelliklere
sarılalım.
Sadakat, hayatın içindendir, hayata yön verendir, bazen bir
duruş, çoğu zaman ise bir davranıştır. En önemlisi de kayıtsız şartsız ona ve
elçisine teslimiyettir. Yol demiştim, yolcu demiştim işte bu yüzden bellidir.
Çağın tozlu bulutlarına inat, onca kargaşa ve karmaşaya inat, bozgunculara inat
nefsimize inat etmektir. Bazı şeyler küllerinden alevlenir, bazıları
köklerinden filizlenir ama sadakat kaybedilmiş veya yine yeniden olması
beklenen bir şey değildir. Sadakat hala içimizde var olan azda olsa yanan bir
ateş gibidir. Sadece ateşin harlanması gerekir. Bir mağlup psikolojisine
bürünmenin, bu artık olmaz deyip pes etmenin, elimden gelen bu deyip vazgeçmek
de hayatın içindendir. Lakin her hayatın içinde olanın da bizi etkisi altına
alması da kabul edilebilir bir durum değildir. Fani olanlara kapılmak, mağlup
edilme yolunda istikrarlı şekilde yolmak sadakat olarak anlaşılmasın sakın.
Bilinsin ki her ne şart altında olursa olsun doğrudan sapmamak, Kalu Bela’da
verdiğimiz sözlerin arkasında durmak sadakattir. Meyil ettiklerimizi gözden
geçirelim, yolun sahibi elbette yolculara sahip çıkacaktır. Yeter ki sadakat
ateşimiz alevlensin…