5 Aralık 2018 Çarşamba

HAYATIN İÇİNDEN



Derin bir ah çekmek isterim. Biraz olsun yürek ferahlatır. Bir türkü mırıldanırım yolumdan kıyın kıyın giderim. Gördüklerimi ve gözlemlediklerimi biraz tecrübemle harmanlayarak anlatmak isterim. Soluduğumuz havanın, yürüdüğümüz yolun, baktığımız denizin, duyduğumuz kuş seslerinin, hissettiğimiz güneşin sıcaklığı herkes için bir mana ifade ediyordur, hatta her biri ayrı ayrı mana da ifade edebilir. Her güne bir başka uyanmak ve yaşamak için manalar bulmak lezzetlidir. Bize yakışan elbette ki en temel manaya sımsıkı sarılarak gelir geçerlere çokta kendimizi kaptırmadan aynı çizgi ve doğrultuda sapmadan yürüyebilmektir.            Yeri gelecek asıl olan mananın önüne geçenler olacak ve bizi terletecektir ama yol belli yolcu bellidir. Bir saniye, bir dakika, bir saat, bir gün, bir hafta, bir ay, bir yıl. Her şeyin layığı ile yaşanması, beklenenin gelmesi çok önemlidir. Bedeli de çoğunlukla zamandır. Beklenen deyince istemsizce kafalarda canlanan bir karakter var, İsmail Abi. Yüzlerde tebessüm oluşsun biraz. İsmail Abi’nin görünüşünden ziyade karakteri hatta karakterinden de ziyade karakterlerinin içinden sıyrılıp parıl parıl parlayan sadakati vardır. Ne gemiler beklemiştir bıkmadan usanmadan. Hayatın bunca koşuşturmasında tez canlı olan her şeye inat, tahammülsüzlüklere inat beklemiştir. Gerçek üstü bir şey olduğu tartışılır ama onun kadar olamasak da en azından bir çabanın içerisinde kendimizi bulabiliriz. Sadakat bizdendir, insanoğlunda vücut bulunca daha bir anlamlı olur. Sadakat, tahammülsüzlüğü bitirir, tez canlılığı kırar hatta ve hatta sabrı pekiştirir. Günümüz de istediğimiz ama bir türlü gerçekleştiremediğimiz şeydir. Nedeni ise ne kadar doğruda olsa olmayacağına daha çok meyil ettiğimiz şeylerdir. Galiba beklentileri de bu noktada bitiren, birazını karşılamasına neden olan nokta da burası olmalı. Aslında çoğu şeyin önünde engel biziz, niyet etiklerimizin, söz verdiklerimizin arkasında sabır ve sadakat ile durabilseydik eğer çoğu beklentimiz bir karşılık bulacaktı. Maalesef günden güne parçalanan sadakat duvarımız hayata bakış açımızın bile değişmesine neden oldu. Hem madden hem de manen büyük kayıpların pençesindeyiz. Bu giden kayıpların içini aklınıza gelebilecek her şey ile doldurabiliriz. Bu elbette mümkün ama biz güzelliklere sarılalım.
Sadakat, hayatın içindendir, hayata yön verendir, bazen bir duruş, çoğu zaman ise bir davranıştır. En önemlisi de kayıtsız şartsız ona ve elçisine teslimiyettir. Yol demiştim, yolcu demiştim işte bu yüzden bellidir. Çağın tozlu bulutlarına inat, onca kargaşa ve karmaşaya inat, bozgunculara inat nefsimize inat etmektir. Bazı şeyler küllerinden alevlenir, bazıları köklerinden filizlenir ama sadakat kaybedilmiş veya yine yeniden olması beklenen bir şey değildir. Sadakat hala içimizde var olan azda olsa yanan bir ateş gibidir. Sadece ateşin harlanması gerekir. Bir mağlup psikolojisine bürünmenin, bu artık olmaz deyip pes etmenin, elimden gelen bu deyip vazgeçmek de hayatın içindendir. Lakin her hayatın içinde olanın da bizi etkisi altına alması da kabul edilebilir bir durum değildir. Fani olanlara kapılmak, mağlup edilme yolunda istikrarlı şekilde yolmak sadakat olarak anlaşılmasın sakın. Bilinsin ki her ne şart altında olursa olsun doğrudan sapmamak, Kalu Bela’da verdiğimiz sözlerin arkasında durmak sadakattir. Meyil ettiklerimizi gözden geçirelim, yolun sahibi elbette yolculara sahip çıkacaktır. Yeter ki sadakat ateşimiz alevlensin…

MÜSLÜMAN GENCİN SOSYAL MEDYASI


Sosyal medya, dünyada git gide popülerleşen ve sürekli yeni akımları ile güncelliğini yitirmeyen bir mecra haline geldi.  Bunun en büyük sebebi kolay ulaşılabiliyor olması nedeni ile cep telefonlarına kadar indirgenmesi ve cep telefonu kullanımının sıklaşması ve herkes tarafından benimsenmesidir. Her geçen gün ahlaksızlık dozajının arttırıldığı ve olanlar karşısında yapılanları normalleştirildiği, hatta ciddi eğiliminin olduğu, bize de empoze edilmesi adına adım adım ilerlendiği görülmektedir. Böyle kaygan bir zeminde ayakta kalabilmek, bu mecraların nasıl kullanılacağına dair örnek olmak, biz Müslüman gençlere düşmektedir.
Sosyal medya elbette kullanım olarak hepimizin kullanma hakkı olduğu bir alandır. Lakin kullanırken ilk dikkat etmemiz gereken şey ise zamandır. Kesinlikle çoğu vaktimizi bu alanda geçirmemeliyiz. Bu konuya bir hadis ile örnek verecek olursak Resulullah ; Beş şeyden evvel beş şeyin kıymetini bil; İhtiyarlık gelmeden önce gençliğin, hasta olmadan önce sıhhatin, fakirlik gelmeden önce zenginliğin, meşguliyetten önce boş vaktin ve ölmeden önce hayatın (Buhârî ve Müslim) buyurmuştur. Bu hadiste de ilk olarak zaman vurgusunun yapılması bu noktada önemlidir. Zaman en kıymetli varlığımızdır. Telafisi olmayan tek şeydir bu yüzden kıymeti bilinmelidir. Zamandan sonra dikkat etmemiz gereken şey ise sosyal medyadaki haramlardan sakınmaktır. Bilinmektedir ki, zina denilen büyük günah artık daha kolay bir şekilde sosyal medyada  sergilenmektedir. Ve yine gün geçtikçe bu günah daha da kolay bir hal almaktadır. Sosyal medya hesaplarımızda istemediğimiz şekilde çeşitli sebepler neticesinde hiç beklemediğimiz anlarda karşımıza çıkmaktadır. Zina sadece cinsi münasebet neticesinde değil, bizi bu günaha sürükleyen her azamız ile yapacağımız bir günah halindedir. Yüce Allah (cc) kuranda; Ey Resulüm, müminlere söyle, harama bakmasınlar ve avret yerlerini haramdan korusunlar! Müslüman kadınlar da zinetlerini göstermesinler, başörtülerini yakalarına kadar örtsünler!" (Nur 31). Bu ayette ilk vurgusu yapılan duyu organımız olan gözümüz aslında sosyal medyaya olan bir atıf gibidir. Bu nedenle hayatımızın her alanında dikkat edeceklerimiz sosyal medya hesaplarımızı ve kullanımımızı da kapsamaktadır. Bu yüzden sosyal medyada bu kadar kolaylaşan ve çok sık karşımıza çıkma olasılığı olan bu duruma karşı dikkatli olmalı gözlerimizi harama bakmaktan sakındırmalıyız. Bir diğer husus ise ailevi, kişisel olan mahremlerimizi sosyal medyada paylaşmamamız ile ilgilidir. Bilmeliyiz ki mahremimiz kimsenin alakadar olmayacağı her ne olursa olsun bilmemesi gerektiği şeylerdir. Sevgili peygamberimiz; Utanmadıktan sonra dilediğini yap!’ (Buhârî, Edeb, 78; Ebu Dâvûd, Edeb, 6) buyurmuştur. Bu hadis ile hayanın ve utanma duygusunun önemi ortaya çıkmaktadır. Utanma duygusu olmadıktan sonra mahrem noktadaki ölçüler ortadan kalkacağı aşikardır. Sosyal medyanın da bir gerçek hayat paralelinde bir dünya kabul edersek mahremiyet noktasında bu ölçüleri hiçe sayacak paylaşımlar yapmakta yine çeşitli noktalarda günah kapısını ardına kadar aralayacaktır. Bunun için bu tarz ahlaki noktada uygun olmayan davranışların burada da yapılmaması gereklidir. Karşımıza çıkan haram şeyler gibi, bizimde buna sebebiyet verecek mahremlerimizi kim olursa olsun açığa çıkarmamız, insanların önüne sermememiz gerekir. Yine Müslüman bir gencin sosyal medyada paylaştığı paylaşımların kötü bir şeye vesile olmaması, üslup olarak da kırıcı ve ayrıştırıcı olmaması gerekir. Yüce Allah (cc); Kullarıma söyle, en güzel sözü söylesinler! ” (İsrâ, 17/53) buyurmuştur. Her ne olursa olsun sosyal medyada bile en güzel sözlerle, fitneye mahal vermelidir.  Bu gibi mecralarda fitne kaynağının çok ve hızlı şekilde yayılması nedeni ile buna vesile olmak ağır vebaldir. Yine herhangi bir paylaşımda fitneye mahal vermemek adına sağlam kaynağa dayanmayan bilgilerle hareket etmemek en doğru hareket olacaktır. Üslup noktasında kırıcı ve kötü sözlerden kaçınmak en doğru olan hareket olacaktır.




Çeşitli yönleri ile sosyal medyada tıpkı gerçek hayattaki gibi birçok olay ve olguyu içinde barındırmaktadır. Bize düşen ise bu mecrada da bize yakışan Müslümanca duruşumuzu sergileyip örnek bir insan olabilmektir. Zamanımızı güzel kullanmayı, günahlara vesile olmamayı bu mecrada da kendimize şiar edinmeliyiz. Böylelikle tam manası ile bir Müslüman gencin örnek bir sosyal medya kullanımına vesile olur hayr ile anılırız. Her alanda iyilikleri yaymak ve kötülükleri def etmek bizim en önemli vazifemizdir. Vazifemizi bilip gereğini yapmak ise boynumuzun borcudur, bu borç sosyal medyamızı da kapsamaktadır. Her yerde örnek olalım, hayırda yarışalım.