20 Nisan 2018 Cuma

Mutlak Yaşananlar

Evet ara verdim. İç dökmeye, gündeme dair konuşmaya falan. Ama hiç kalp kırmadım. En çokta buna dikkat ettim. Nedense bugünlerde insanlar anlamlandıramadığım şekilde bu amaç için yarışır halde. Hatta işi dahada boyutlandırarak insanların başından aşağı bombalar yağdırır halde. Çivi civiyi sökermiş. Hakikaten çocuk masalı bunlar. Hurafe hatta. Gaye açıkça belli değil mi ? Onca yapılanlar ve günah çıkarma çabası ile yapılan açıklamalar. Hakikaten enteresan değil mi ? Yürek dayanmaz akıl almaz kabullenmez olanları. Niyet sadece daha fazla kan ve sömürü. Daha fazla kırılan kalp, daha fazla ve daha fazla. Kürsülere çıkan şahısların açıklamalarını dinliyoruz. Sanırsın yapılanları meşrulaştırmak için Jonylere dua ediyoruz evlerine dönsünler diye. Onlarda çoluk çocuk sahibi nede olsa. Bunun hiç bir şekilde meşru bir zemini olamaz. Ben insanım diyen bunu kabullenemez. Saçma sapan yasanan olaylar sizi kararlarınızdan saptırmasın. Ortada hainler var evet onları yönlendirenlerde var taksimatı iyi yapmak lazım. Herkese hakkını verebilmek lazım. Yoksa onca yetki bu ümmetin gazı almak için değil doğruları bilip haklı tepkilerle doğrunun yanında olmalarını sağlamalıdır. Evet biraz ara vermiş olabilirim kendi çapımda değerlendirmelere ama çizgimi kaybetmedim. Hiç bir zaman Amerika'ya stratejik müttefik olarak da görmedim. Veya İsrail'e dostumda demedim. Hep onlara karşı tavırlı ve aslında ne yapmak istediklerini bilir halde idim. Milli Görüş sağolsun. Çocukluğumdan bu zamana bir bakış açısı kazandırdı bana. Gösterilen hedefe değil ardındaki sebeblerede tepki göstermeyi öğretti. Bugün başımazdakilerin ne yaptığını kimse kestiremiyor. Veya abuk sabuk çıkarımlar ile haklılık denklemleri kuruyorlar. Onlara sadece şunu demek istiyorum. Sizin yerinize sizin ülkeniz için karar veren bir guruh olsaydı ve olmayan bir şey nedeni ile ülkenize askeri hamleler yapsa idi ne hissederdiniz? Arap Baharı bahane arkadaşlar. Halkların özgürlüğü vs. de yalan dolan çokta şey etmeyin yani. Ortada tepki gösterilecek kişiler barış çubuğu uzatıp arkasında silah gizleyen adamlardır. Yani kimse masum değil kimisi dili ile kimisi fiileri ile kimisi silah ile kimisi diplomatik baskılar ile beklenen ve gerçekleşen son mazlumların canlarını teslim edişi oldu hep. Kendimize gelelim bütün insanlık için yoksa yaşanabilecek bir dünyamız bile kalmayacak. Evet kalmayacak vakit daralıyor. Der ve hakikatlere sarılırım. Veleddalin amin.

13 Nisan 2018 Cuma

Bir Mücadelemiz Vardı

Neyin mücadelesini verdiğimizi ve ne şekilde vermemiz gerektiğini bilseydik, geceler güzel olabilirdi. Öyle güzel olurdu ki gece gökyüzü yıldızlarla çevrili olabilirdi mesela. Mesela sokak lambaları yolumuzu aydınlatmasa bile güven ve huzur içinde yürüyebilirdik sokaklarda. Bir kış günü bile dahi olsa içimiz sıcacık olur etrafa güzellikler saçardık. Bir yaz günü ferahlatan rüzgar olurduk belki. Belki bir ilkbaharda çicek kokuları saçardık kim bilir ? Kim bilir ? Bir sonbaharda kol kola yürürdük mevsime inat kardeşçe, birlikte yanlızlığa savaş açmışcasına. Her yaptığımız iş bereketli olurdu verdiğimiz mücadeleyi bilseydik. Dik durabilseydik. Ne olursa olsun doğrulardan şaşmasaydık. Küfüre en büyük darbeyi biz vururduk. Dize gelen her kötülükte daha bir aşk ile savunurduk mücadelemizi. Var mı bundan ötesi ? Elbette ki yok. Ama mücadelemizi bilseydik oysaki. Nedir bu mücadele ? Neyin mücadelesi ? Belkide kaybedeceğiz diye çatırdıyan seslere inat yürümemiz gereken mücadele. Eğer böyle yapmasalı bol tavizli cümlelere inat bir mücadele. Doğruya en yakın olan yanlışı değil en doğrusunu seçen mücadele. Birlik mücadelesi, beraberlik mücadelesi, kardeşlik mücadelsi adını siz koyun. Onca koyulan ada rağmen aynı kapıya çıkması ile keşisin yollar. Ama dedik ya bilseydik mücadelemizi. Bilmeden olmaz. Biliyormuş gibi davranarak hiç olmaz. Olmayacak yollar ile güzel sonuçlar için dua edilmez, beklemekte olmaz. Usül, kaide her kapıyı açar bazen zorlayarak sınar, bazen sanki yanlış bir yoldaymışsın hissiyatı verir ama bilinmelidirki sabırda bir mücadeledir. Ve mücadelelerin en şereflisidir. Bilmek lazım, öğrenmek lazım. Unuttuysak hatırlamak lazım. Bir kalbimiz vardı onu hatırlayalım. Kalbimizin içinde ümmet için kocaman bir yer vardı işte onuda hatırlayalım. Nefsimizin kurbanı olmayalım.

7 Nisan 2018 Cumartesi

Şeyh Şamil

Hayatı

1797 yılında Dağıstan’da Gimri  köyünde dünyaya geldi.Genç yaşında,Rus yayılmacılığına karşı Kuzey Kafkasya’da halkı gazavata çağıran Nakşibendi tarikatına dahil oldu.İlk eğitimini Said Harekani’den aldı.Daha sonra kayın pederi olan Nakşibendi Şeyhi Cemaleddin Gazi Kumuki Efendi’den dersi aldı.İmam Hamzat’ın 19 Eylül 1834 Cuma günü Hunzah Camii’nde şehadetinden sonra,2 Ekim 1834’te Aşilta’da yapılan toplantıda oy birliği ile imamlığa getirildi.25 Ağustos 1859’da Gunip kuşatmasında silah bırakıncaya kadar aralıksız mücadeleyi sürdürdü.1869’a dek Kaluga’da ikamet etti.1870’te İstanbul üzerinden Hicaz’a geçti

Büyük yerleşim birimlerinde halkı teşkilatlandırıp,aydınlatmaya çalışan Şamil,Aşilta köyüne yerleşti.Ruslar 1837 Hunzah,Gimri ve diğer önemli yerleşim birimlerini zaptedip kaleler yapmışlardı.Sık sık yer değiştirmek zorunda kalan Şamil,düşmanın uzanmayacağı bir yerde yerleşmeyi önerenlere “sağlam bir yere çekilelim,kendi yurdumuzda düşmanla çarpışalım” dedi.Bunun üzerine çok güç zaptedilir bir yer olan Ahulgoh’u ablukaya aldılar.Cesaretin mükemmel örneğini Gimri müdafaasında gösteren Şamil,imamlığının ilk büyük imtihanını ve kumanda üstünlüğünü Ahulgoh ve Surbay savaşlarında da ispat etmişti.Ahulgoh’ta günlerce mücadele eden İmam,buradan kuşatmayı gizlice aşarak Ruslara esir düşmeden Çeçenistan’a gitmeyi başardı.Ruslar bu kuşatmada İmam’ın bir avuç askeri karşısında 3 bin kayıp vermişti.

Şamil sadece asker kişiliği ile tanınan biri değildi.Uyguladığı başarılı harp taktiklerinin yanı sıra adli,idari ve sivil bir devlet mekanizması geliştirdi.Medreselerdeki tedrisata ehemmiyet verdi,fikir ve sanat sahasında büyük adımlar attı.Tarihteki en büyük gerilla lideri sayılan Şamil 4 Şubat 1871’de yetmiş dört yaşında Medine’de vefat etti.Cennet-ül Baki Mezarlığına defnedildi.

Mücadelesi

17 Ekim 1832’de Ruslar Şamil’in büyüyüp yetiştiği Gimri kasabasını basar.Kasabada göğüs göğse müthiş bir muharebe olur.Düşman çok kalabalıktır ve topu tüfeği vardır.Gimrililer bir avuçtur,yeterli silahları yoktur.Fakat şehitliği en yüce makam kabul etmiş bu mü’min insanlara göre düşmanın maddi üstünlüğünün hiçbir kıymeti yoktur.Başlarında Şeyhleri Gazi Muhammed ve bileği bükülmez  yiğit Şamil vardır.İkisi de ön saflarda savaşıyor,ellerinde şimşek çakan kılıçları müthiş bir hızla işliyordu.Bu durumu gören Gimrililer taze bir güçle Moskofa kılıç sallıyorlardı.Fakat ne yazık ki,düşman ateşi ve kılıçları önünde devamlı şehit veriyorlar,sayıları gittikçe azalıyordu.Muharebenin en kızgın anlarında İmam Gazi Muhammed de Şamil’in yanı başında şehit düşmüştü.

Şeyhinin şehit düştüğünü gören Şamil,daha bir bilenmiş olarak düşmanın ortasına top güllesi gibi atılmıştı.Büyük bir maharetle işleyen kılıcı her inip kalkışında bir Moskof askerini yere seriyordu.Sağ elindeki hançeri de sol elinde ki kılıç gibi ustalıkla kullanıyor,iki kolu şimşek gibi işliyordu.Fakat pusuda bekleyen ve fırsat kollayan bir düşman askeri süngüsünü hırsla Şamil’e saplamıştı.Süngü yiğit Şamil’in göğsünden girip sırtından çıkmıştı.Gittikçe güçten düştüğünü fark edince vuruşa vuruşa savaş meydanından çekilmiş ve kayıplara karışmıştı.Durumu gören Gimri müezzini onu baygın halde bulmuş ve sırtına alarak o bölgenin meşhur hekimi Cerrah Abdülaziz Efendiye götürmüştü.

Yirmi beş gün baygın halde yatan Şamil uyandığında baş ucunda duran annesine ilk olarak, “ Anam,namaz vakti geçti mi?” diye sormuştur.Kâinatın Yaratıcısına karşı duyduğu bu mesuliyet hissi onu pişirecek ve kendisini yakından tanıyan Kuzey Kafkaslılar Rabbine son derece bağlı bu yiğit Şeyhi başlarına imam yapacaklardır.

İmam Şeyh Şamil

Gazi Muhammet’ten sonra imam olan Hamzat Bey’in 19 Eylül 1835’te camide şehit edilmesinden sonra Dağıstan ve Çeçenistan ileri gelenleri imamlığa en layık olarak Şeyh Şamil’i görerek bunu kendisine teklif etmişlerdi.Fakat son derece mütevazı bir zat olan Şeyh Şamil bu teklifi kabul etmemiş ve yiğit askerlerden birini seçmelerini istemiştir.O seçilecek imamın emrinde bir nefer olarak dini için,vatanı için,milleti için mücadele etmeyi tercih etmekteydi.Fakat istiklal mücadelesinin zafere ulaşması için kendisinin başa geçmesi uygun görülüyordu.Devamlı ısrarlar neticesinde Şeyh Şamil imamlığı kabul etmiştir.

Şamil,İmam yani devlet başkanı seçildikten sonra ilk iş olarak iç işlerini ele aldı.Ruslara karşı daha etkili savaşmak için lüzumlu idari ve askeri teşkilatları yeni esaslara göre tanzim etti.Bir taraftan askeri tedbirler alıp düşmana karşı savunma savaşları verirken,diğer taraftan da muntazam adli ve idari sivil bir devlet mekanizması geliştirmiş,medreselerde eğitime önem verdirmiş,fikir ve sanat alanında da büyük adımlar atılmasını sağlamıştır.

Döneminde tophaneler,baruthaneler,silahhaneler yapılmış,muntazam birlikler halinde askeri teşkilat kurulmuştur.Güçlü hitabeti,kararlı tutumu ve askeri dehasıyla büyük başarılar kazanmış,ünü kısa zamanda yayılarak,otoritesi Dağıstan civarında yaşayan geniş topluluklar tarafından kabul edilmiştir.

Şamil imam seçildiği 1834 yılından 1859 yılına kadar Rusya’nın büyüklüğü ve kudretine rağmen yılmadan mücadeleyi sürdürdü.Kendinen önce ki iki imamın döneminde de fiilen 10 yıl savaşlara iştirak ettiğinden durup dinlenmeden cihad ettiği süre 35 yılı bulmuştur.Bu süre zarfında Rus kuvvetlerine  büyük zayiatlar vermiştir.

İmam Şamil’in liderliğinde Kuzey Kafkasyalılar Çarın ordularına kan kusturmaya başlar.Kafkas dağları Rus ordularına mezar olmaktadır.Ahulgol ve Surhay kuşatmasında İmam Şamil’in kumandası altında yapılan mükemmel müdafaa düşmana çok ağır kayıp verdirmiştir.

Çar I.Nikola maddi kuvvetle yenemediği Şamil’i hile ile yenmeyi dener ve bol bol mevki,makam,rahat bir dünyevi hayat vaadinde bulunduğu mektubu vasıtasıyla General Klug von Klugenav ve Miralay Yevdokimof vasıtasıyla Şamil’e gönderir.Çar’ın alçakça teklifine müthiş hiddetlenen Şamil,Çar’ın elçilerine dönerek gürler :

“General,Senin yerinde eğer şu anda kendisi karşımda bulunmuş olsa ve teklifi bana bizzat yapmak cesaretinde bulunsaydı,ona ilk ve son cevabımı,şu kırbacım verird.”

“Söyle ona! Başında bulunduğum bu kahramanlar topluluğunun kalplerinde kökleşen bu eşsiz zafer imanı kökünden kazınmadıkça ve en genç muhariplerimden en ihtiyar naiplerime kadar tek kurşunları ve tek kolları kalıncaya kadar bu mübarek vatanı son dağına,son köyüne ve en son kaya parçasına kadar karış karış müdafaa etmekten beni hiçbir kuvvet alıkoyamayacaktır.”

“Bu uğurda bütün evlat ve ayâlimi kılıçtan geçirseniz,son zürriyetimi kurutsanız,en son müridimi yok etseniz tek başıma ve son nefesime kadar yine dövüşeceğim.Son cevabım budur General! Ben Nikola’yı tanımıyorum!”

Şamil’in bu cevabı Nikola’ya ulaştırıldığında,Çar,Kafkasya’nın bu yiğit kartalını hile ile ele geçireceğine dair ümidini kaybetmemiş,Kafkas orduları başkumdanı General Ferze vasıtasıyla ve onun ağzından Şamil’e teklifini tekrarlamıştır.

İmam Şamil’in General Ferze’ye cevabı şöyle olmuştur :

“Ben,Kafkasya’nın hürriyeti için silaha sarılan muhariplerin en hakiri Şamil,Allah’ın himayesini Çarların efendiliğine feda etmemeye ahdeden,özü,sözü doğru bir Müslümanım.”

“Çar Birinci Nikola’yı tanımadığımı,onun iradesinin bu sarp dağlarda sökmeyeceğini General Klug’a anlayabileceği bir dilden tekrar tekrar söylemiştim.Sanki bu sözler taşa söylenmiş gibi,Çar ile görüşmek üzere beni hâlâ Tiflis’e davet edip duruyorsunuz.Bu davete asla icabet etmeyeceğimi şu mektubumla son defa olarak size bildiriyorum.Bu yüzden fâni vücudumun parça parça kıyılacağını ve sırtımı verdiğim şu vatan topraklarında taş üstünde taş bırakılmayacağını bilsem bu kat’î kararımı asla değiştirmeyeceğim.Cevabım işte bundan ibarettir.Nikola’ya ve kölelerine böylece malum ola.”

Şamil’in 28 Eylül 1837 tarihini taşıyan  bu mektubundan sonra müthiş muharebeler başlamıştır.

Ahulgoh Müdafaası

İmanın hem nur hem kuvvet olduğu ve hakiki imanı elde eden bir adamın kâinata meydan okuyabileceği sırrından gafil olan Çar,Şamil’in bu cevapları karşısında şaşırmıştı.

Çar Kafkasya’ya modern silah ve bol cephane ile donatılmış üç ordu gönderir.1838 ve 1839 yıllarında Şamil’in liderliğindeki Kafkasyalılarla Ruslar arasında müthiş muharebeler cereyan eder.

Şamil bütün Kuzey Kafkasya’yı dolaşarak ,camilerde,meydanlarda halkı cihada davet eder.Yiğit insanlar bu davete büyük bir iştiyakla koşarlar.

1839 senesinde Şamil’in kumdansında on bin muharip bulunmaktaydı.Bunlar hiç umulmadık anlarda Çar ordularının tepesinde yıldırım gibi iniyorlardı.

30 Mayıs 1839’da General Grabe kumandasındaki Ruslarla Şamil’in kumandasındaki Kafkasyalılar arasında müthiş muharebe olur.Şamil’in kuvveti beş bin kişi,buna mukabil Ruslar otuz bin kişidir.Silah ve teçhizat durumu ise kıyas kabul edilmeyecek derecede Rusların lehinedir.

Şamil kuvvetleriyle birlikte ustalıkla çekilmiş ve Ahulgoh kalesine girmiştir.

Yetişen Rus orduları kaleyi muhasara etmiştir.Muhasara aylarca devam eder.Kalede yiyecek ve içecek kalmamıştır.Cephane bitmek üzeredir.Şamil Rusların teklifi üzerine,ahalinin canlarına dokunulmayarak kaleden serbestçe çıkıp gitmelerine karşılık oğlu Cemaleddin’i rehin verir.Fakat Cemaleddin’i alan Ruslar kaleyi daha sıkı bir ateşe alırlar.

Müthiş top ateşi altında kale bedenleri tahrip olmuştur.Şamil’in zevcesi ile iki yaşındaki yavrusu Mehmed Said şehit düşmüştür.

28 Ağustos 1839’da kaleye hücum eden Rus askerleriyle boğaz boğaza mücadele olur.Şamil ve askerleri son bir gayretle vuruşmaya devam etmektedirler.

Kalede taş üstünde taş kalmamıştır.Ayakta kalan sayıları yüze varmayan yiğitler son güçlerini ortaya koymaktadırlar.Dayanmanın mümkün olmadığını göre Şamil adamlarına çekilmelerini söyler.Kendisi de yaralı vaziyette,yine kendisi gibi yaralanmış sekiz yaşındaki oğlu Gazi Muhammed’i sırtına bağlayıp dik kayalara tırmanarak düşmanın arasından kaçmaya muvaffak olur.

Düşman şehitler arasında Şamil’i ararken bir çoban vasıtasıyla Rus kumandanına şu mektubu gönderir :

“General ! Çar’ına haber ver ki,Kafkasya’nın bağrında daha binlerce Ahulgoh var ve on binlerce surlar ve kuleler başlarını Rablerine kaldırıp eceline susayanlarını bekliyor.Silahlarınızın vücudumda açtığı iç yarayı şifalı Dağıstan otlarından kendi ellerimle yaptığım ilaçlarla şimdiden iyi ettim ve harbe hazırlandım.Kalbimde açtığınız evlat,ayal ve hemşireme ait dört yaranın hiçbir hükmü yoktur.Geri kalan evlat ve ayalimi de şimdiden vatan ve Cenab-ı Allah’a kurban adadım.”

“Size ve Çarınıza her şeyi bol bol vereceğiz.Fakat vatanın hürriyet ve şerefini asla!..Ahulgoh’ta aldığınız kanlı ders kâfi gelmediyse,zengin çarınızın ordularını ve hazinelerini ortaya dökerek tekrar geliniz.Askerlik şerefini lekeleyerek yalan söyleyiniz,vaatlerinizi inkar ediniz,ormanlarımızı kundaklayınız,ekinlerimizi yakınız,meyve ağaçlarımızı,bahçelerimizi kavurunuz.Bütün bunlar Kafkas’ın ezeli hürriyet ve istiklal aşkını körüklemekten başka bir şeye yaramayacaktır.Çarlar ölecektir.Petrolarınız ve Katerinalarınız gibi Nikola da gözleri arkasında gidecektir.Fakat Kafkasya mutlaka kurtulacak hür ve mesut olacaktır.Allah,Hak ve vatan uğrunda çarpışanların yardımcısı olsun.”

Ahulgoh’un düşmesinden sonra Şamil dağ bayır dolaşarak yeniden ordu kurmaya gider ve 1830’tan itibaren teşkilatlı bir ordu kurmaya muvaffak olur.Altı bin kişilik ordunun 2500’ü piyade,3000’i süvari,500’ü de muhafız kıtası idi.Bu orduda sadece 12 top bulunmaktaydı.

Karargahını Dargo’ya kuran Şamil,orduyu Ahverdil Muhammed,Şuayip Molla,Hacı Murat ve Tilitli Murtaza Ali kumandalarında dörde taksim eder.

Şamil’in ordusu,sayıları 50 binden fazla ve topçu bakımından da yirmi misli fazla olan Rus ordusuna karşı yıldırım muharebeleri yapmaya başlar.

Zaferden Zafere

Müthiş harp taktikleri uygulayan Şamil Rusları perişan etmeye başlar.Şamil merkezdeki kuvvetlerin idaresini eline alarak dört bir tarafa yetişiyor,düşmanı şaşırtıyordu.1843’teki Birinci Dargo muharebesinde Rus ordusu perişan edilerek büyük miktarda esir ve cephane alınır.

Çar Nikola’nın hazırlattığı 4 ordu da peş peşe bozguna uğratılır.Şamil’in kumandasındaki Kafkasyalılar destanlar yazmaktadırlar.30 Ağustos 1843 günü yapılan hücumla Unsokul kalesi,3 Eylül 1843’te de Satanah kalesi ele geçirilir.

Bundan sonra zaferler birbirini takip eder.Hossat zaptedilir.9 Kasım 1843’te Gergebil Ruslardan geri alınır.Şamil,Şeyhinin mezarını Rus askerlerine çiğnetmemiştir.

1 Ağustos 1845’te Dargo’yu saran Rus orduları perişan edilir.Mağrur General Vorontsof Dargo’da müthiş bozguna uğrar ve büyük miktarda cephane bırakarak kaçar.

Şamille baş edemeyeceğini anlayan Rus kumandanlarından Prens Vorontsof tüyler ürpertici bir icraata girişir ve Ağustos 1845’te Çeçenistan ormanlarını yakar.

Düşmanla Anlaşmanın Cezası Ölümdür

Rus ordularının üzerlerine geldiğini gören Çeçenler,kadın ve çocukları kurtarmak için Ruslarla anlaşma yapmak isterler.

Fakat bunun için İmam Şamil’in reyini almaları gerekmektedir.Ne var ki,bu hususta İmam Şamil’in zerre kadar taviz vermediğini ve düşmandan yüz çevirmeyi,idamla cezalandırdığını bilmektedirler.Neticede kur’a ile iki kişi tespit edip Şamil’e gönderirler.Bu elçiler önce İmam Şamil’in anasını ziyaret ederek,Şamil’in muvafakati için aracı olmasını rica edip yalvarırlar.Şamil’in anası yalvarmalara dayanamayıp oğluna tavassutta bulunur.

Bu durumu gören Şamil,derin üzüntü duyar.Can evinden vurulur.Çünkü düşmanla anlaşmanın cezası ölüm,anlaşmak için aracı olmanın cezası ise yüz sopadır.Yirmi beş senelik şanlı mücadele esnasında bu hükümlerden zerre kadar taviz vermemiştir.

Uzun tefekkürden sonra hükmü verir.Anasına 100 sopa vurulacaktır.Bu hükmü işiten ananın cevabı şudur :

“Oğul,Allah’ın adaletini yerine getirmeden bir lahza geri durursan sana verdiğim sütü helal etmem.”

Şamil anasının cezasını çekmeyi üzerine alır ve kendisine 100 sopa vurulamasını ister.Emir kesindir.Müritleri kendisinin yerine cezayı yüklenmek isterlerse de şiddetle reddedilirler.Neticede ceza en ağır şekilde uygulanır ve İmam Şamil’e yüz kamçı vurulur. “Mukaddes dava uğruna ,bin ana ve bin Şamil Feda olsun!” diyen İmam Şamil,anasına ait küçük bir vatanî ihmal ve gafletin cezasını bizzat kendisi tekeffül etmiş ve ödemiştir.

Osmanlı Devletinden Yardım İsteniyor

Kısıtlı imkânlarla Ruslarla mücadele eden ve onları perişan eden İmam Şamil kesin netice alınması için Halife-i Müsliminden yardım ister.Bu maksatla 1853’te Muhammed Emin isimli kumandanını Sultan Abdülmecid’e gönderir.O yıllarda Osmanlı Devleti İngiltere ve Fransa ile ittifak ederek Rusya’ya sefer yapma hazırlığı içerisindedir.Şamil’e göre,Rusya’ya öldürücü darbe Kırım’dan değil,Kafkasya’dan vurulabilirdi.

Kafkasya çok zengin bir ülkeydi ve Rusya ile Osmanlı Devleti arasında aşılmaz bir set olabilirdi.Kafkasya’da çeyrek asırdır İmam Şamil’in liderliğinde verilen mücadelede,sayısı gittikçe artarak iki yüz bine ulaşan muazzam Rus ordusu bozguna uğratılmıştır.Osmanlı ordusunun yardım ve desteğiyle Ruslara öldürücü darbe vurulabilecekti.

Sultan Abdülmecid,İmam Şamil’in kumandanını büyük bir alaka ile karşılamış ve derhal İmam Şamil’e yardım yardım gönderilmesini emretmiştir.Bu maksatla büyük bir donanma Kafkasya’yı kurtarmak üzere ağzına kadar silah ve cephane dolu olarak yola çıkarılmıştır.Ne var ki,zengin belde Kafkasya’ya Osmanlı nüfuzunun girmesini istemeyen müttefik ülkeler,Kafkasya’ya giden yardım gemilerini çevirerek,malzemeleri Sivastopol’a yığmışlardır.Böylece Kafkasya’nın İstiklal ümidi kaybolmuştur.

Şeyh Şamil’in Müdafaa Muharebeleri ve Esir Düşmesi

Çar II.Aleksander,bir avuç insanın koskoca bir imparatorluğu çaresizlik içerisinde bırakmasını gururuna yediremiyordu.Meseleyi halletmek için büyük askeri birlikler hazırlatmıştı.Bu birliklerin sayısı bütün Dağıstan nüfusundan fazlaydı.

İmam Şamil,bir avuç kahramanla,gözü dönmüş Rus sürülerine karşı kahramanca karşı duruyordu.Ne var ki,düşman kırmakla tükenmiyordu.Yüzlerce topu vardı.Büyük cephaneleri vardı ve silahlar devamlı ölüm kusuyordu.Son çarpışmada Şamil’in askerleri eriye eriye yüz kişi kalmıştı.Kadın ve çocuklar vardı.Durumu gören Şamil,kadın ve çocuklara ve yerli ahaliye dokunulmamak kaydıyla teslim olmuştur.

Kafkas Kartalı 6 Eylül 1859’da esir alınmıştır.Kırk kişilik mahiyetiyle birlikte Başşehir Petersburg’a götürülmüştür.On sene Rusya’da esir kalan Şamil,Çar’dan İstanbul’a gönderilmesini ister.Bu isteğin kabul edilmesinden sonra İmam Şamil 1870’te İstanbul’a gelir.Büyük bir kalabalık bu şanlı Mücahidi büyük ir coşkunlukla karşılar.İstanbul bir bayram günü yaşamaktadır.Aziz misafirleri şehirlerine teşrif etmiştir.

Şamil’i getiren gemi Dolmabahçe sarayı önüne demirlemiştir.Büyük kahramanı bizzat Sultan Abdülaziz karşılamış ve onu büyük bir muhabbetle bağrına basmıştır.Sultan Abdülaziz sevincini şöyle ifade etmektedir. “Babam Sultan Mahmud mezarından çıksa idi ancak bu kadar sevinç ve heyecan duyabilirdim!”

Sultan Abdülaziz Han aziz misafirine nasıl ikram edeceğini,onu nasıl ağırlayacağını bilemez adeta.Günlerce baş başa sohbet ederler.

İmam Şamil, son günlerini mübarek beldelerde,Yüce Nebi’nin(sallallahu aleyhi ve selem) makberinin bulunduğu Medine’de geçirmek istemektedir.

Rusya’dan ayrılırken geri dönmesi şart koşulmuş ve bunun için oğlu Muhammed Şefiî rehin alınmıştır.

Sultan Abdülaziz İmam Şamil’in son günlerini mübarek beldelerde geçirmesine müsaade edilmesi için Rus çarına aracılıkta bulunur ve bu talep kabul edilir.Bundan sonra İmam Şamil mübarek beldelere gider ve haccını ifa eder.Hac esnasında dünyanın dört bir yanından gelen hacılar namını işittikleri bu şanlı mücahidi görmek,elini öpüp duasını almak isterler lâkin ister istemez izdiham meydana gelir.Bu duruma çare olmak üzere idareciler Şeyh Şamil’i Kabe’nin damına çıkarırlar.Bir müddet orada duran İmam Şamil’i hacılar doyasıya seyrederler.

Büyük bir izzet ve ikramla ağırlanan İmam Şamil 17 Şubat 1871’de Medine-i Münevvere’de ruhunu Rahman’a teslim eder.

5 Nisan 2018 Perşembe

Tadımız Kaçmasın

Gün geçmiyor ki tadımız kaçmasın. Diyorlar ki yalanmış dünya. Bitmez tükenmek bilmez heveslerin de sonu gelmiş. Bu nasıl iştir ? Diye soranlara selam olsun. Kalbimiz eridi. Çiğerimiz bitmiştir. Göz yaşlarıda kurumuş artık. Bitmez denen her şey bitiyor. Ömüre güvenenler, ölümü unutanlar, ahireti unutanlar, mizan var...

Tadımızı kaçırdınız, hayallerimizi yıktınız. Üstüne beton döktünüz. Her eli malalı adam kötülük misyonuna bürünmüş. Mezarcılar desen gırla. Fırsattan istifade küçük vurgunlar yapanlar köşeyi döndü. Ben büyük oynar, büyük kazanırım diyenlerde ihya oldu, temizlenip, pürü pak olup işin içinden sıyrıldı. Tadımız kaçtı evet, hakikatin önüne set çekenler, ardında toz bulutlar bırakıp, yakıp yıkıyor. Ne yıktığı önemli değil. Genelde iyi olanlara saldırılıp yakılır zaten. Taşlanır, hor görülüp dışlanır. Ne yani hain olalım, dayanılmaz olalım, çekinilmez olalım, aaaaa gerisini siz getirin. İçimiz karardı, içim karardı.

Güneşin önüne set olmayın. Güneşin doğmasına engel olma çabaları falan. Karanlıkların ardına saklanmayın. Gelin kapışalım. Diyordum semt çocuğu atarı oldu bu. Velevki bu gaye ile yön veriyosun hayatına veya veriyorsunuz. Kardeş siz hayırdır ? Atar yapacağım hakikaten. 3. Sayfa gazete haberleri artık olmasın arkadaş. Bu millet bir gün yüzü görsün. Durdurun dünyayı kardeşim. Bir nevirleri şaşsın. Kötülük baki değil yani. Tadımız kaçtı dedik dedik de, aman Ali Rıza Bey tadımız kaçmasın olmasın o. Görmezden gelerek bir sonucada varılmaz he. Akıllı olun çok atarlıyım. Hey tadımızı kaçıranlar, gerçekler gün yüzüne çıkıyor uyandırıyım. Sonra ben duymadım, ben görmedim olmasın. Yani bunlar olsa bile sonuç değişmeyecek ya. Tamam beyler dağılalım çok yüklendik. Tadımız kaçmasın, tadınız kaçmasın. Hayat bayram olsun, çiçekler açsın, böcekler ötsün. Buda kayıtlara böyle geçsin...